AnaSayfa
  • Kuran-ı Kerim
    Kuran-ı Kerim Oku
  • Sevgili Peygamberim
    Sevgili Peygamberim Oku
    Sevgili Peygamberim Dinle
  • Ehl-i Sünnet Kitapları
  • İletişim
  1. Anasayfa
  2. Altın Nasihatler
  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Birgün, Cüneyd-i Bağdâdî’ye (Rahmetullahi aleyh) bir mes’ele soruldu. O da cevap verdi. Ancak kendisine, soruya verdiği cevap yüzünden i’tirâz edenler oldu. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadî; “Eğer inanmıyorsanız, benden ayrılınız” buyurdu.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    İlim öğrenmek için uğraşan, fazla yememeli, fazla uyumamalı, fazla konuşmamalı ve insanlarla ihtiyâç miktarı bulunmalıdır. Bunun içindir ki tasavvuf büyükleri: “İhlâsla, cân-ı gönülden, samimî olarak tövbe yaptıktan sonra, dört şey insanın sermâyesi ve asîl hâlleridir. Bunlar; az yemek, az uyumak, az konuşmak ve insanlardan uzak kalmaktır” buyurmuşlardır.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Nefs, kötü işleri ister. Kul, iyi edebe sarılmakla emrolunmuştur. Nefs dâima, iyi şeylere muhalefet eder. Kul, onu güzel şeylere çekmeye çalışır. Kim, nefsini iyi şeylere çekmek için çalışmazsa, nefsinin işlerini salıvermiş demektir.” Yine denilir ki: “Kim nefsine, arzu ve istekleri husûsunda yardımcı olursa, onun kötülüğüne ortak olur. Kulluk, güzel edebe sarılmak; taşkınlık, kötü edeb üzere olmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Ebû Ubeyd bin Selâm şöyle anlatır: “Bir zaman Mekke-i mükerremeye gitmiştim. Ba’zan Kâ’be-i muazzamanın hizasında oturur, ba’zân ayaklarımı uzatır sırt üstü yatardım. Bu hâlimi gören ve Allahü teâlânın sevgili kullarından olan Âişe-i Mekkiyye bana; “Ey Ebû Ubeyd! Sen ilim sahibi bir kimsesin. Sözümü dinle, burada edeble otur. Yoksa, Allahü teâlâya yakın kimselere âit olan defterden ismin silinir” dedi.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yine büyük zâtlardan birisi şöyle buyurdu: “Hiçbir hâl, makam ve ma’rifet, dînî edebin yerine geçemez. Dînî edeb ise, zâhir ve batın güzelliğidir.” (Ya’nî dînî edeb, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak demektir. Böylece emir ve yasaklara uyulursa, insanın zâhiri ve batını güzel olur.)


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Tasavvuf yolunun esâsı, edebden ibârettir.” Her hâlin ve her makamın (yerin) bir edebi vardır. Edebe sarılan, kemâle erişir. Büyüklerin kavuştuğu, mertebelere kavuşur. Edebden mahrûm olan kimse, yakın zannettiği yerden pek uzak kalır. Kabûl edileceğini umduğu yerden red olunur.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ Rabbî! Bizim günahlarımızı affet. Kusurlarımızı bağışla. İbâdetlerimizdeki kusurlarımızı af ve mağfiret eyle. Yâ ilâhî! Bilmiyerek yaptıklarımızı affet ve bizi akl-ı selim sahibi kıl. Sen, Rabbimizsin, sana inandık. Sen günahları affedersin, affedicisin.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhi! İsyanımız ve günahımız, senin azâbını bilmemek, duymamak sebebiyle değildir. Lâkin âsî nefsimiz bize, azâba düşürecek işleri yaptırdı ve günahları işletti. Senin günahları örtüp, yüzümüze vurmaman sebebiyle şımardık. Bu yüzden çok günah işledik. Senin af ve mağfiretine güvenip, günahlara daldık. Şimdi yaptıklarımızın cezası olarak, bize hazırladığın azâb ile karşı karşıyayız. Cehennem azâbından bizi şimdi kim kurtarabilir. Senden başka kim bize bir kurtuluş ipi uzatabilir. Âhıret günü, senin huzûrunda mahcub bir duruma düşecek bu hâlimize yazıklar olsun. Yarın çirkin olan amellerimiz arz olunduğunda, ayıblanmamıza esefler olsun.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhî! Biz kendimize zulmettik. Nefsimizin kötülüğü her yanımızı kapladı. Gaflet denizi kalblerimizi doldurdu. Her hâlimizle perişanlığımız apaçık. Bizim bu hâlimizi en iyi bilensin.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlâhî! İhsân ve ikram ederek bize kendini tanıttın. Ni’metlerin deryasına bizleri daldırıp, garkettin. Her an ni’metlerin deryasında yüzmekte, onlardan istifâde etmekteyiz. Bizleri râzı olduğun, beğendiğin yer olan Cennetine da’vet ettin. Seni hatırlamak, emirlerini yapmak sebebiyle, bizlere sonsuz ni’metler hazırladın, ihsân ettin. Ne büyüksün yâ Rabbî!


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Yerde yetişen yaş veya kuru bitkilere bakınca, kâinatta Allahü teâlânın azamet ve kudretini müşâhede ediyorum. O’nun, kalbimden fışkıran sevgisiyle herşeyi unutuyorum. Hafif ve tatlı tatlı esen rüzgâr, pekçok defa bana güzel kokular getirir. Yâ Rabbî! Sen, sevdiklerinin bulundukları yerleri, en kıymetli damlalarla suladın. Düşmanlarını ise erimiş bakır ile suladın.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman içerisinde, nice meclisler ve toplantı yerleri yok oldu. Nice asîl ve yüksek yaradılışlı kimseler, zaman içerisinde gelip geçtiler. Zaman içerisinde nice kimseler, türlü türlü ni’metlere kavuşmuşlardır. Fakat ne kadar arzu edersen et, zaman içerisinde her istediğini elde edemezsin (Sana takdîr edilen rızk ne ise onu yersin)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsan, gençliğinin kıymetini bilmelidir. Hiç vakit kaybetmeden, gençliğin her ânını değerlendirmelidir. Sonra, ah gençliğim, tekrar elime geçse de iyi işler yapsaydım diye pişmanlık duyulur. Onun için, gençliğin, insana emânet olduğunun farkında, idrâkinde ve bunun şuurunda olmak ne kadar mühimdir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Ey insanlar! Yaptığınız uygunsuz işler için bir sebeb ve özür göstermeyi bırakın artık! Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınmakta gevşeklik göstermeyin. Âhırete hazırlanmakta sabırlı olunuz ve sebat gösteriniz.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Âhıret yolculuğunun çok yakın olduğunu, hatırınızdan asla çıkarmayınız. Âhıret hazırlığını elden kaçırmaktan çok sakınınız. Çünkü, her girişin bir çıkışı vardır. (Bu dünyâya geldiğimiz gibi, birgün bu dünyâdan ayrılacağız.)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanın ömrü, hep sonra yapacağım, edeceğim ile geçer, İnsanların temenniden başka sermâyeleri yoktur. Sonra yaparım diyenin düşüncesi, sonraya asılıp sallanmak gibi olmayacak düşüncelerdir, İnsanların günleri çok çabuk geçer, ömürler, yolculuktan başka birşey değildir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman akıp gidiyor. Hâdiseler birbiri peşinden geliyor. Yumuşaklık, vekar ve sükûnettir. Dünyâ hırsı bir anlıktır. Sabır, yumuşak olmaya, mes’eleler üzerinde temkinli ve dikkatli hareket etmeye vesile olur. Kızmak, kabalığa yol açar. Dünyâ hayâtı, bir uyku hâlidir, ölüm, bu uykudan uyanmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer kadere, Allahü teâlânın hükmüne rızâ gösterirsen, şerefli bir hayat yaşarsın. Eğer imkânsız bir şeyin olmasını ümid edersen, ümidini, tehlikeli birşey üzerine bina etmiş, kurmuş olursun.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sakın dünyânın parlaklığına, cazibesine ve onun dışı tatlı, içi zehir olan hilelerine aldanma. Onun inci gibi görünen ön dişlerinin arkasında, parçalayıcı dişler saklıdır. Çünkü dünyânın sağı solu belli olmaz. Bakarsın ba’zan suda ateş parçası olsun ister. Ba’zan insana yapamıyacağı şeyleri teklif eder. Böylece insan, boyundan büyük işlere girer de helak olur gider.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyânın iyiliği ve kötülüğü birbirine karışmıştır. Dünyâyı her türlü kirlerden ve üzüntülerden arınmış olarak istesen bile, şunu iyi bil ki, dünyâ bunlar üzerine yaratılmıştır. Ya’nî dünyânın tabiatı budur. Asla değişmez. Fakat insan, dünyâda Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınır ve bu husûsta sabır gösterirse, akıbette, sonsuz saadet ve mutluluğa kavuşur.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâ sevinçleri, alınan bir haberle bir anda bunalıp, hüzün ve kedere dönüverir, öyleyse, dünyâya karşı zâhid ol, haramlardan ve haram olması ihtimâli olan şüphelilerden sakın. Âhırete hazırlıklı ol. Çünkü dünyâya doymayıp, hırsla onun peşinde koşanlar, aslında dünyânın köleleri ve hizmetçileridir. Dünyâda mes’ûd ve huzûrlu olan kimse, dünyâya köle olmayan, âlim ve takvâ sahibi kimsedir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyânın geçici lezzetleri, uykuda görülen rü’yâlar gibidir. Dünyâda isteğine, hedefine ulaştığını söylemek, gerçek bir söz değildir. Asla kabûl edilmez.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bu dünyâ, hakîkî mekân, devamlı ikâmet edilecek ve yerleşilecek bir yer değildir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Her tarafta görülen tehlike, belâ ve musibetlere bakarsan, Allahü teâlânın yüce irâdesinin hükmünün geçerli olduğunu görürsün.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İşlerini, herşeyi yaratan ve işlerinde hikmetler sahibi Allahü teâlâya teslim et. Böyle yaparsan, sıkıntılardan ve günahlardan kurtulursun.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlmiyle âmil, takvâ sahibi bir âlim vefât ettiği zaman, müslümanlar için, büyük ve tehlikeli bir boşluk meydana gelir. Adâlet sahibi, hak üzere yürüyen bir sultanın, devlet reîsinin vefâtı, müslümanlar için büyük bir eksikliktir. Sâlih ve Allahü teâlânın velî kullarının ölümü de böyledir. Çünkü onların müslümanlara yardımı pek çoktur. Allah yolundaki kahramanın ölümü ise, kuvvetin zayıflamasına sebeb olur. Çünkü onlar, sabır, sebat ve kahramanlıkları ile muharebenin kazanılmasında, büyük bir vesiledirler. Cömerd ve asil kimselerin ölümü, büyük bir sıkıntı, hayatta kalmaları bolluk ve ni’mettir. Bu beş kişiye ağlayabilirsin. Bunlardan başkasının ölümü, insanlar için rahatlık, hafiflik ve rahmettir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Rabbim, Allahü teâlâdır. O bana kâfidir. O’ndan af, ümid diler ve O’na hamd ederim. Âhıret günü benim şefaatçim; bütün mahlûkâtın her bakımdan en üstünü, en kıymetlisi, en hayırlısı, Peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bütün işlerinizde ve hareketlerinizde, orta hâl üzere olun. Cimrilikten ve isrâftan son derece sakının, isrâf ve haddinden fazla dağıtmakla, elde birşey kalmaz. Birgün insan muhtaç kalır. Cimrilik yapmak, hâl ve harakette ölçülü olmamakla da, kişi i’tibâr bulamaz.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Birgün talebeleri, hocalarının kerâmet göstermesini akıllarından geçirdiklerinde; “Yavrularım, bizler, yerin dibine batmaya müstehak kimseler olduğumuz hâlde, batmamamız ve Allahü teâlânın bizi, bu yeryüzünde, bu hâlde bulundurması en büyük kerâmet değil midir?”


  • Abdülazîm Münzirî (Rahmetullahi aleyh)

    Kendin için dünyâda sâlih amel işle,insanların boş sözlerine önem verme. Toplamak umulmaz onların kalblerini bir araya.


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsan, gaflet içerisindedir. Hâlbuki zaman bitmektedir. Zaman, pek kıymetlidir. Kıymetinin bilinmesi lâzımdır. Fakat görüyorum ki, zamanı çok kolay zayi ediyorsun, boşa geçiriyorsun!”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “Akıllı olmayan kimse, dünyânın zevklerine ve lezzetlerine dalar. Akıllı kimse ise, buna düşkün olmaz.”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanlara zulm ve haksızlık etme. İftira ve hased de etme.”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “Takvâya sarıl. Çünkü kişi, bu dünyâda bâki değildir. Herkes bu dünyâda ne yaparsa ârırette onu bulur.”


  • Hz Ali radıyallahu anh

    Ahlâktır üstünlüklerin temizleyicisi, Akıl evveli, dîn ikincisi, İlim üçüncüsü, hilm dördüncüsü. Cömertlik beşincisi, iyiliği emr altıncısı, Yedincisi iyilik, sabır sekizincisi, Şükür dokuzuncusu, yumuşaklık onuncusu. Nefs bilir ki, ben ona doğru söylerim. O âsî olduğunda, doğru yolu gösteririm.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Âlimler buyurdu ki: Yumuşaklık şeref, sabır zaferdir, iyilikler hazine, cehâlet aşağılıktır. Bütün hikmet sahibleri buyurdular ki: “Gücünün yetmiyeceği şeyi yüklenme, sana fayda vermeyen işi yapma, hanımınla gurûrlanma, malın çok olsa da ona güvenme:”


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Âlimler, dört kitaptan, dört şey bildirdiler: Tevrat’ta: “Kanâat eden doyar”, Zebur’da “Sükût eden, selâmete kavuşur”, İncîl’de: “Uzlet eden, kurtuluşa kavuşur”, Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Kim Allahın dînine sımsıkı tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola itilmiştir” (Âl-i İmrân-101).


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir şey verdiğinde bol ver ki iyiliğin bol olsun. Kızıp öfkelendiğinde, yumuşaklık göster. Çalışmak, muvaffakiyetin sebebidir. Çalışmakla, başarıya kavuşulur.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Birşey bilmiyorsan, onu sor. Yanıldığında, ondan dön. Kötülük yaptığında, pişmanlık duy.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    İyilik eken, neş’e ve sevinç biçer. Akıllı kişi ile arkadaşlık eden saadete kavuşur. Câhilin arkadaşı yorulur.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Kendi arzu ve isteklerine uyan, sapıtır. Pişmanlık, acele ile beraberdir. Selâmet, acele etmemekle beraberdir,


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Herşeyin sonuna bakarak iş görmek, kurtuluştur. Yumuşak olmayan, pişmanlık çeker. Sabreden kazanır. Susan selâmet bulur. Korkan çekinir, ibret alan, ileri görüşlü olur. İleriyi gören, anlayışlı olur. Anlıyan, bilir.


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâ, zıll-i zâildir. Ona güvenen nâdimdir. O seninle kalırsa da, sen onunla kalmazsın. Dünyâdan çıkmadan önce, kalbinden dünyâ sevgisini çıkar. Dünyâ lezzetlerine aldanmıyan, Cennet ni’metlerine kavuşur, iki âlemde azîz ve muhterem olur. Dünyâ harâbdır. Şerbetleri serâbdır. Ni’metleri zehirli, safâları kederlidir. Bedenleri yıpratır. Emelleri arttırır. Kendini kovalıyandan kaçar. Kaçanı kovalar. Ni’metleri geçici, hâlleri değişicidir. Dünyâya ve buna düşkün olanlara inanılmaz. Selâmeti ve doğru yolu, ancak dünyâyı terk eden kimseler bulabilir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer azığınız takvâ olursa, kıyâmet gününde selâmette olursunuz.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Her kim mevlâsına kavuşmak isterse, yolunun üstünde kendisini bekleyen zahmet ve meşakkatlere sabredip, göğüs germelidir."


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâya aşırı düşkün, mağrur ve fitneci kimselerle dostluk kurup onların bulunduğu yerlerde bulunmayın. Bunlarla birlikte olanın gideceği yer Cehennemdir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Vaktini boş yere harcayan kimse câhildir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Talebenin dikkat etmesi gereken ve kendine lâzım olan şeyler şunlardır: a) Kalbini ve niyetini kötülüklerden temizlemek, b) Farz ve sünnetleri yerine getirmeye çok hırslı olmak, c) Bid’atlerden ve fitnelerden uzak bulunmak, d) Tevâzu ehli olmak, e) Devamlı iyi düşüncelerle meşgûl olmak, f) Yimeye, içmeye ve giyime çok dikkat etmek, g) Dînin hudûdlarından bir zerre bile dışarı çıkmamak, h) Ahdine vefa etmek, asla yalan söylememek, i) Kendini beğenmişler taifesinden olmamak, k) İbâdet ve tâatinden dolayı gurûrlanmamak.”


  • Şihrîstânî (Muhammed bin Abdülkerîm) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Amel, ya’nî iş üçe ayrılır: Ma’siyyet; ya’nî günah olan işler. Bunlar, Allahü teâlânın beğenmediği şeylerdir. Allahü teâlânın emir ettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak ma’siyettir. Tâat; ya’nî Allahü teâlânın beğendiği şeylerdir. Bunlara hasene de denir. Allahü teâlâ, tâat yapan müslümana ecr ya’nî sevâb”, iyilik vereceğini va’d buyurdu. Üçüncüsü mübah; ya’nî günah veya tâat olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyetine göre, tâat veya günah olurlar.”


  • Şihrîstânî (Muhammed bin Abdülkerîm) - (Rahmetullahi aleyh)

    Îmân ve İslâm birdir. Îmân, Resûlullah efendimizin ( aleyhisselâm ) Allahü teâlâdan haber verdiği şeylerin hepsini, kalbiyle tasdik ve dili ile ikrâr etmektir. Ameller, îmânın hakîkatine dâhil değildir. Yapılan amellerle, îmân ne fazlalaşır, ne de azalır. Amellerin çoğalmasıyla, îmânın meyvesi olan nûru artar.


  • Silefî (Ahmed bin Muhammed) - (Rahmetullahi aleyh)

    Sabır; belâların verdiği sıkıntıdan şikâyetçi olmamaktır. Buyuruldu ki: “Sabır; kitâb ve sünnetin hükmünden ayrılmayıp sabit olmaktır."


  • Silefî (Ahmed bin Muhammed) - (Rahmetullahi aleyh)

    Rızâ; Allahü teâlânın kazasına, kalbin teslim olmasıdır. Buyuruldu ki: “Rızâ; kulun, Allahü teâlânın yaratmakta ve hüküm vermekte âdil olduğuna tereddütsüz inanmasıdır.”


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey zavallı! Kendine ağla. Dînin gidiyor, aldırış etmiyorsun. Bunun için ağlamıyorsun. Sana, melekler bile, senin dinindeki zararından dolayı ağlıyorlar. Dünyâ gidiyor, ömürler bitiyor, âhıret yaklaşıyor. Hâlbuki sizin düşünceniz âhıret değil, hep dünyâ ve onu toplamaktır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Rızkını başkası yiyemez. Cennet ve Cehennemdeki yerine, senden başkası oturamaz. Fakat gaflet sana mâlik olmuş. Hevân (arzu ve isteklerin) seni esîr etmiş. Bütün düşüncen; yemek, içmek, uyumak ve diğer isteklerine kavuşmak olmuş.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Îsâ aleyhisselâm, İblîs’e; “En çok kimi seviyorsun?” diye sorunca, “Cimri olan mü’mini” dedi. “En çok kime kızıyorsun?” deyince, şeytan; “Cömert olan günahkâra” dedi. Îsâ aleyhisselâm, İblîs’e bunun sebebini sorunca, İblîs; “Çünkü ben, cimri mü’minin cimriliği sebebiyle günâha düşmesini ümid ediyorum. Günahkâr, fakat cömert olan kimseden korkuyorum, çünkü cömertliği sebebiyle günahları yok olabilir” dedi.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlânın kaderine karşı çıkan münâfıklardan yüz çevir. Akıllı ol. Bu zamanın insanlarının çoğundan uzak dur. Çünkü onlar, elbiseli kurtlardır. Tefekkür aynasını al ve ona bak. Allahü teâlâdan, sana kendini ve zamane insanlarını tanıtmasını dile. Ben, insanların yanında kötülük, cenâb-ı Hakkın yanında iyilik buldum.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlânın velî kullarını aşağılamak, onları hakîr görmek, Allahü teâlâyı tanımanın azlığındandır. Ölüm meleği gelip, rûhunu almadan önce tövbe et.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Yarın gelecek. Belki sen, o zaman hayatta olmıyacaksın. Öyleyse, bu ne gaflet? Bu ne katı kalb? Ben de, başkası da size bunları söylemekte. Fakat siz hâlâ aynı hâl üzeresiniz.. Yine size Kur’ân-ı kerîm, Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) gelen haberler ve geçenlerin hayatları size okunuyor, siz hâlâ ibret almıyorsunuz. Kötülüklerden sakınmıyor, amellerinizi değiştirmiyorsunuz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Ömrünü ilim kitapları arasında ve onları ezberlemekle zayi ettin. Bunlarla amel etmedin. Amelsiz, kuru kuruya ilim öğrenmen sana ne fâide verecek?


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Büyüklerin kalbleri, ma’nevî kirlerden arınmış, Allahü teâlâdan başkasından yüz çevirmiş, ma’rifet ile dolu ve Allahü teâlâya yakındır. İçinde dünyâ sevgisi olan kalb, perdelenmiştir. İçinde Allahü teâlânın sevgisi olan her kalb de, Allahü teâlâya yakın, dünyâya rağbeti derecesinde perdeli ve Örtülüdür. Dünyâya sevgisi nisbetinde, âhırete olan rağbeti azalır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Tevâzu sahibi ol. Çünkü Allahü teâlâ, tevâzu edeni yükseltir. Kendinden büyüklere tevâzu et. Çünkü Resûlullah ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Bereket, büyüklerinizdedir” buyurdu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) bu hadîs-i şerîflerinde, sâdece yaşça büyük olanı kasdetmedi. Burada; Allahü teâlânın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak husûsunda takvâ sahibi olmak, dîne uymak da kasdedilmiştir. Yoksa, öyle yaşlı kimseler vardır ki, onlara hürmet etmek, onlara selâm vermek asla caiz değildir. Hattâ onları görmekte bile bereket yoktur. Büyük kimseler, takvâ ve vera’ sahibi, sâlih, ilmiyle âmil olanlar ve amellerinde ihlâs üzere olanlardır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Her kap, içindekini sızdırır. Ameller, insanın nasıl i’tikâd ettiğine delâlet ederler. Dışın, içine delîldir. Senin için (ya’nî kalbin ve rûhun) Allahü teâlânın ve O’nun seçkin kulları katında ma’lûmdur Allahü teâlânın yakın kullarından birisi yanında bulunursan, ona karşı edebli ol. Onunla, buluşmadan önce, günahlarına tövbe et. Onun yanında küçük ol. Ona tevâzu göster, sâlihlerle tevâzu ettiğin zaman, Allahü teâlâya tevâzu etmiş olursun.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Takvâ sahibi mü’minler, Allahü teâlâya ibâdet ederken, zorlanmaya hacet kalmadan yapar. Çünkü ibâdet onun tabiatından olmuştur. O, Allahü teâlâya, içi, dışı ve bütün varlığı ile ibâdet eder. Münâfıklar, ibâdetlerini zâhiren zorlanarak yapar, bâtınen ise ibâdetlerden pek uzaktırlar. Ey münâfıklar, nifakınızdan tövbe ediniz. Allahü teâlâya dönünüz. Şeytanı nasıl kendinize güldürür, ondan kendinize şifâ beklersiniz. Yazık sana, Kur’ân-ı kerîmi ezberlersin, fakat onunla amel etmezsin. Sünnet-i seniyyeyi ezberlersin, onunla amel etmezsin, öyleyse bunları niçin ezberliyorsun? Sen, insanlara iyi amelleri yapmalarını emredersin. Fakat kendin yapmazsın. İnsanlara kötü şeyleri yasaklarsın, kendin sakınmazsın.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Dünyâ, musibet ve âfetlerle doludur. Fakat istisnalar olabilir. Hiçbir ni’met yoktur ki, ondan sonra üzücü bir durum olmasın. Hiçbir sevinç ve rahatlık yoktur ki, ondan sonra bir keder ve üzüntü olmasın. Hiçbir genişlik hâli yoktur ki, onunla beraber bir darlık olmasın. Dünyâdaki nasîblerinizi, Allahü teâlânın emir ve yasakları dâiresinde te’min ediniz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Kendiniz toksunuz, komşularınız aç. Bununla beraber, mü’min olduğunuzu iddia ediyorsunuz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    "Ey oğul! Eğer dünyâ düşüncelerinden kurtulabilmen mümkün ise, hemen kurtul. Kurtulamıyorsan, kalbinle Rabbine koş. O’nun rahmetine yapış. Böylece dünyâyı kalbinden çıkarmaya çalış. Çünkü Allahü teâlâ herşeye kadirdir ve herşey O’nun kudretindedir. O’nun kapısından ayrılma. O’ndan, kendisinden başkasının sevgisini kalbinden çıkarmasını, kalbini îmânla, ma’rifetle ve ilimle doldurmasını, kalbine yakîn vermesini, a’zâlarını kendisine tâatle meşgûl kılmasını iste. Ne istersen O’ndan iste, başkasından isteme.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Kibirlenmeyi terk edin. Seviyenizi ve mertebenizi biliniz. Mütevâzi olunuz. Başlangıcınız bir damla su, sonunuz, atılmış bir leştir. Tama’ına göre hareket eden, hevâ ve hevesine uyarak, ezelde kendisi için takdîr ve taksim edilmemiş şeylerin peşinde koşan veya ezelde takdîr edilen şeyleri de, mal ve mülk sahiplerinden zillet ile isteyenlerden olma. Sen zanneder misin ki, dünyalıklara sahip olanlar, ezelde sana takdîr edilmemiş birşeyi verebilsinler. Şayet böyle bir zanna sahip isen, bu senin kalbine oturmuş olan şeytanın vesvesesinden başka birşey değildir. Sen, bu hâlin ile Allahü teâlânın kulu değil, nefsinin, hevânın, şeytanın ve paranın kölesi ve kulu olmuşsun. Onun için, bu hâllerden kurtuluncaya kadar çalış. Büyüklerden birisi, “Kurtuluşa ermiş kimseyi görmiyen, kurtuluşa kavuşamaz” buyurdu. Evet, sen kurtuluşa ermiş kimseyi görüyorsun, fakat ona kalb ve sır gözü ile değil de, baş gözüyle bakıyorsun.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Kardeşinin sana yapmış olduğu nasihatini kabûl et. Ona muhalefet etme. Çünkü o, senin kendinde göremediğin şeyleri görür. Bunun için Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ); “Mü’min, mü’minin aynasıdır” buyurmuştur. Mü’min, din kardeşine yapmış olduğu nasihatlerde samimîdir. Onun göremediği şeyleri ona bildirir. Ona, iyilikler ve kötülükler arasındaki farkı gösterir. Ona, lehinde veya aleyhinde olan şeyleri anlatır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Câhillerle beraber olma, yoksa sana onların cehâletinden bulaşır. Ahmak ile beraber olmak, onunla oturup konuşmak, aldanmaktır. İlmi ile amel eden, îmânı sağlam mü’minlerle arkadaşlık et. Mü’minlerin hâli, bütün işlerinde güzeldir. Onlar nefsleriyle mücâdelede, onu kahretmekte pek kuvvetlidirler. Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) mü’min hakkında; “Mü’minin sevinci yüzündedir. Hâlbuki onun kalbi mahzûndur” buyurmuşlardır. Mü’minin kuvvetindendir ki, insanlara karşı yüzlerinde sevinçli olduklarını gösterirler. Allahü teâlâya karşı mahzûn durumlarını, insanlardan gizleme gücüne sahiptirler. Mü’min, devamlı düşüncelidir. Mü’minin tefekkürü ve ağlaması çok, gülmesi azdır. Mü’min, yüzünün tebessümü ile kalbindeki hüznünü gizler. Zâhiri, geçimini teminle uğraşıyor görünür, bâtını ile Rabbine yönelmiştir. Zâhiri ile çoluk-çocuğuyla uğraşıyor görünür, kalbi Rabbi iledir. Sırrını, çoluk-çocuğuna, komşusuna ve hiç kimseye açmaz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Sâlih kimselerle beraber ol. İnsanların en akıllısı, Allahü teâlâya itaat edendir. İnsanların en câhili ise, Allahü teâlânın emirlerine karşı gelendir. Sâlih kimselerle beraber olduğun ve onları sevdiğin zaman, kalbin nifaktan ve nifak ehlinden uzaklaşır. Münâfık iki yüzlü kimsedir. Amelinde ihlâs üzere ol. İnsanlara gösteriş için, onların rızâlarını almak için amel yapıp, sonra da bunu Allahü teâlânın kabûl etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyâya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neş’eni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünyâ hapishânesindesin. Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ), dâima tefekkür ederdi. Sevinçleri az, hüzünleri çok idi. Az gülerdi. Sâdece başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Allahü teâlâ, insanları ve cinleri, heves için, oyun için, yemeleri ve içmeleri için, uyumaları için yaratmadı. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibâdet etsinler (tanısınlar) diye yarattım” buyuruyor (Zâriyat-56).


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Siz. Allahü teâlânın anıldığı, rızâsına uygun işlerin yapıldığı yere, istifâde etmek, öğrendiklerinizle yanlış bir hareketinizi düzeltmek için değil, sâdece ferahlık ve bir teselli bulmak için gelirsiniz. Nasihat edenin nasihatinden yüz çevirir, onun hatâsını ve dil sürçmesini kollar, onlarla alay eder, onlara gülersiniz. Böylece Allahü teâlânın gazâbına dokunur, başınızı derde sokarsınız. Onun için, böyle durumlarınızdan tövbe edin. Allahü teâlânın düşmanlarına benzemeyiniz. İşittiğiniz şeylerden istifâde etmeye çalışınız.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Dört şey dîninize zarar verir. Bunlar; bildiklerinizle amel etmemek, bilmediğinizi yapmak, bilmediğinizi öğrenmeyip câhil kalmak, insanların bilmediklerini öğrenmelerine mâni olmaktır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Kabirleri ziyâret ediniz. Sâlih kimseleri de ziyâret ediniz. Hayırlı işler yapınız. Böyle yaparsanız, durumunuz düzelir. İnsanlara nasihat edip, kendisi bu nasîhata uymayanlardan işittiği hâlde bununla amel etmiyenlerden olma.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ölümü hatırlamaya, âfetlere karşı sabra, bütün hâllerde Allahü teâlâya tevekküle yapışınız. Bu üç haslet tamam olunca, şu üç haslete kavuşursunuz. Ölümü hatırlamakla, zühdün doğru olur. Sabırlı olmakla, Rabbinden dilediğine nail olursun. Tevekkül sahibi olursan, kalbinden Allahü teâlâdan başka şeylerin sevgisi çıkar, sâdece Rabbinin rızâsını kazanmayı düşünürsün.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Allahü teâlâdan hakkıyla haya ediniz. Gaflette olmayınız. Zamanınız, zayi olup gidiyor. Hâlbuki siz, yiyemiyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamıyacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binâları kurmakla meşgûl oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzûrunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor. Hâlbuki Allahü teâlâyı anmak, âriflerin kalblerinde yerleşir. Onların kalblerini kuşatır. Onlara, Allahü teâlâyı hatırlamaya mâni olan herşeyi unutturur.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna düşürür. Allahü teâlânın kitabının ve Resûlünün sünneti seniyyesinin gölgeleri altında yürü, felah bulursun.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Tenbel olma. Çünkü tenbel kimse, devamlı mahrûm kalır. Pişmanlıktan kurtulamaz. Amellerini güzelleştir. İnsanlara iyi muâmele et. Duâyı elden bırakma. Rabbinin bütün işlerine rızâ göster. Dilin ile duâ ederken, kalbin i’tirâzcı olmasın. Kıyâmet gününde insan, dünyâda hayır ve şer olarak bütün yaptıklarını hatırlar. Fakat, orada pişmanlık fâide vermez, ölüm geldiği zaman uyanırsın, fakat bu uyanma da sana fâide vermez. Allahım! Senden gâfil olanların ve seni tanımıyanların uykusundan bizi uyandır. Âmin.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Bozduklarınızı tekrar yapınız. Kirlettiğiniz şeyleri yıkayınız. Bu kadar kaçmanızdan ve uzaklaşmanızdan sonra Rabbinize dönünüz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyâdan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganîmet biliniz. Tövbe kapısı açık iken ve elinizde bu imkân var iken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Duâ etmeye imkânınız varken, duâ ediniz. Sâlih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Eğer önünde hiç kapalı bir kapı kalmamasını istiyorsan. Allahü teâlâdan kork, takvâ üzere ol. Takvâ, her kapının anahtarıdır. Gerek şahsın, gerek hanımın, malın ve yaşadığın zamandaki kimseler hakkında, Allahü teâlâya i’tirâz etme, karşı gelme. Allahü teâlâya, senin veya başkasının içinde bulunduğu bir durumu değiştirmesini emretmekten, kendini, Allahü teâlâdan daha âlim ve daha hikmet sahibi görme durumlarına girmekten utanmıyor musun? Hâlbuki sen ve başkaları, hepiniz O’nun kullarısınız. Eğer dünyâda ve âhırette Allahü teâlânın rızâsına kavuşan, yakın kullarından olmak istiyorsan, sükûn üzere ol ve sükûtu tercih et. Kısaca, dilsiz ol. Herşey hakkında olur olmaz konuşma. Çünkü Allahü teâlânın velî kulları, Allahü teâlâya karşı edebi gözetirler. Allahü teâlâ tarafından kalblerine açık bir izin gelmedikçe, ne bir hareket ederler, ne de bir adım atarlar. Onların mübah şeylerden yemeleri, giyinmeleri ve diğer işleri de böyle bir izin ile olur.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Acele etme. Acele eden, ya hatâ yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isâbet kayd eder veya isâbet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek, Allahü teâlâdandır. Umûmiyetle aceleye sebeb, dünyalık toplama hırsıdır. Kanâat sahibi ol. Kanâat bitmeyen bir hazînedir. Sana ezelde takdîr edilmemiş, sana ayrılmamış bir rızkı nasıl ister, nasıl onun peşine düşersin. Böyle bir şeye, (ne kadar uğraşsan) kavuşamazsın. Nefsine fırsat verme. Allahü teâlâdan ve O’nun kaza ve kaderinden râzı ol. Allahü teâlâdan başkasına rağbet etme. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına riâyet etmeye iyi sarıl. Böyle yaparsan, Allahü teâlâyı tanıma ni’metine kavuşursun. O zaman, başında bütün ağırlığı ile duran dünyâ hafifler. Allahü teâlâdan başka herşey, gözünde küçülür. Herkesin yanında kadrin ve kıymetin artar.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey insanoğlu! Görüyorum ki, kullardan râzısın, fakat onların yaratıcısına kızıyorsun. Dünyânı îmâr edeyim derken, âhıretini yıkıyor, harâb ediyorsun. Kısa zamanda Allahü teâlânın acı azâblarıyla karşılaşacaksın. O yüksek makamından ayrılacaksın. Hastalık, zillet ve fakirlik ile karşılaşacaksın. Sıkıntı ve kederlerin içine düşeceksin. Kendilerinden râzı olduğun, o insanların da dillerine ve ellerine düşeceksin. Allahü teâlâ, bütün mahlûkunu sana musallat edecektir. Ey uyuyan insan, uyan! Allahım bizi gaflet uykusundan uyandır. Âmin.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Allahü teâlâ ihlâslı, Rabbini seven ve başkasına rağbet etmeyen mü’min kulları Cehennem üzerinden geçerken. Cehenneme “Serin ve selâmet ol!” buyurur. Nitekim Allahü teâlâ, İbrâhim aleyhisselâmı yakmak için Nemrûd’un yaktığı ateşe de böyle buyurmuştu. İşte bunlar gibi, Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâmı ve kavmini Kızıldeniz’de boğulmaktan kurtardığı gibi, ihlâslı, dünyâya rağbet etmeyen, düşüncesi Allahü teâlâ olan kullarını da dünyâ denizinde boğulmaktan kurtarır. Allahü teâlâ, dilediği kullarına lütuf ve ihsânını verir. Hayrın hepsi Allahü teâlânın kudretindedir. Dilediğine verir, dilediğine vermez. Dilediğini zengin, dilediğini fakir yapar. Bütün bunlar, Hak teâlânın kudretindedir. O’ndan başka kimse bunlara kadir değildir. Akıllı kimse, O’nun kapısına yapışır. O’ndan başkasının kapısına gitmez.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlâ hakkında, bana şöyle şöyle musibetler verdi diyerek, kullarına şikâyette bulunma. Bilakis durumunu Allahü teâlâya arz et. Çünkü O, kudret sahibidir. Kullar ise âcizdir. Musibetleri ve sadakayı gizlemek hayır hazînelerindendir. Sağ elin ile verdiğin sadakadan, sol elinin haberi olmamasına çalış. Dünyâ denizinden çok sakın. Çünkü burada, çok kimseler boğuldu. Ondan çok az kimse kurtulabildi. Dünyâ denizi çok derin bir denizdir. Ondan ancak, Allahü teâlânın dilediği kimseler kurtulacaktır. Allahü teâlâ, kıyâmet gününde mü’min kullarını Cehennemden kurtaracaktır. Cehennem üzerinden herkes geçecek, ondan ancak Allahü teâlânın dilediği kimseler kurtulacaktır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Emelini kısa yap. Dünyâ hakkında zühd sahibi ol. Zühd, uzun emel sahibi olmamaktır. Kötü arkadaşları terket. Onlara sevgi duyma. Sâlih kimseleri sev. Yakının bile olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla beraber ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hâsıl olur. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak. Ey oğul! Yaratılanlar üzerinde tefekkür edersen, onların yaratıcısına varırsın. Hakîkî îmân sahibi mü’minin, iki zâhirî, iki tanede bâtınî gözü vardır. Zâhirî gözü ile Allahü teâlânın yeryüzünde yarattıklarını görür. Bâtınî gözü ile de, Allahü teâlânın göklerde yarattıklarını görür. Sonra, kalbinden perdeler kalkar. Yüksek derecelere kavuşur. Ona çok şeyler ma’lûm olur. Fakat sözü edilen bu perdeler, mahlûklara gönül bağlamaktan, nefsten, onun arzu ve isteklerinden, şeytanın aldatmasından kurtulmuş olan kalblerden kalkar.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey zavallı! Sana fâide vermiyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünyâ ve âhırette sana fâide verecek işlerle uğraş. Kalbinden dünyâ düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında sen dünyâdan alınacak, âhırete götürüleceksin. Dünyâda rahat ve hoş bir hayat arama. Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ); “Hayat, âhıret hayatıdır” buyurdu.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Çalışarak kazandığını ye. Dînini satarak geçimini te’min etme. Kazandığından başkasına da yardım et.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! ilim, sana kendisi ile amel etmen için sesleniyor. Fakat sen, onun sesini işitmiyorsun. Çünkü sende kalb yok (kararmış) da ondan. Bu sebeble ilmin sesini kalb kulağı ile dinle. Onun sözü istikâmetinde hareket et, faydasını görürsün, ilmin zekâtı; onu yaymak ve insanları, Allahü teâlânın emirlerini yapıp, yasaklarından sakınmaya da’vet etmektir.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! ilim sana, “Eğer benim ile amel etmezsen, senin aleyhine şahidim. Eğer benim ile amel edersen, senin lehine şâhidlik edeceğim” diye sesleniyor. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte: “İlim, ameli çağırır. Amel, onun çağırışına uyarsa iyi, uymadığı takdîrde, sahibinin boynunda çekilmez vebal olur” buyurdu. İlim ile amel edilmeyince, ilmin bereketi gider. Sâdece zahmeti kalır. Rabbinin indinde şefaatçi olmaz, ilim ile amel edilmeyince, ilim kabuk olarak kalır. Hâlbuki, ilmin özü ameldir. Buyurdukları ile amel edilmediği müddetçe, Resûl-i ekreme uymak mümkün olmaz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Sağlam îmân sahibi olanlar, gerçekten Allahü teâlânın birliğine inananlar, ihlâs sahibi kimseler, Allahü teâlâdan gelen belâ ve musibetlere sabredenler, O’nun ni’metlerine ve ihsânlarına şükredenlerdir. Onlar, Allahü teâlâyı dilleriyle andıkları gibi, kalbleriyle de hatırlarlar. Onlara insanlardan bir belâ isâbet ettiği zaman, yüzlerinde tebessüm görülür. Onlar, dünyânın ve âhıretin sahibi olan Allahü teâlâ ve O’nu sevenler ile beraberdirler. Onlar şu ilâhi hitabı can kulağı ile dinlemişlerdir: Meâlen; “Beni anın ki, ben de sizi anayım” (Bekâra-152). Öyleyse, siz de Allahü teâlâyı anın ki, O da sizi ansın. Size, amel etmediğiniz ilim fâide vermez. Siz, ilminizle amel etmek zorundasınız. Bu, Allahü teâlânın hükmüdür. Eğer ilminiz ile amel ederseniz, meyvesini görürsünüz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Senin dilin güzel ve tatlı; yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor, ya kalbinin hâli nasıl? Cemâat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızâsını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, âdî ve bayağı niyetlerin için tövbe et.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey fakîr! Zenginliği temenni etme. Belki bu, senin helakine sebeb olabilir. Ey hasta! Sıhhate kavuşmayı büyük bir arzu ile isteme. Belki sıhhatli hâlin, helakine vesile olabilir. (İnsan, umûmiyetle sıhhat hâlinde iken Rabbini unutur. Azgınlık ve taşkınlığa dalar. Hastalık hâlinde böyle şeylere pek fırsat bulamaz. Bu bakımdan, insanın hastalığında da hikmetler vardır. Yalnız, burada hasta olmaya teşvik durumu yoktur.) Akıllı ol. Elinde bulunanla kanâat et. Fazlasını isteme. Allahü teâlâdan affını, dünyâ ve âhıret saadetini ve iyiliğini çok iste. İsteme husûsunda bununla kanâat et. Allahü teâlâya hiçbir şeyi tercih etme. Çünkü O, seni korumaktadır. Allahü teâlâya ve Onun kullarına karşı, gençliğin, kuvvetin ve malın ile kibirli olma. Eğer böyle yaparsan, Allahü teâlâ geçmiş kavimler arasında böyle yapanları acı azâbıyla cezalandırdığı gibi, seni de cezalandırır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey Muhammed aleyhisselâmın ümmeti! Allahü teâlâya şükrediniz. Çünkü, sizden öncekiler pekçok amel yaptılar. Hâlbuki, Allahü teâlâ sizin için az ameli kâfi gördü. Sizler en son gelen ümmetsiniz. Kıyâmet günü ise önde olacaksınız. Siz iyi olduğunuz zaman, sizin gibisi yoktur. Sizler idâreci veya emîr durumundasınız. Diğer ümmetler ise, idâre edilen halk derecesindedir. Eğer siz nefsinize, hevânıza, şehvetinize uyarsanız, riya ve iki yüzlülükle insanların ellerinde bulunan şeyleri elde etmek gayretine kapılırsanız, dünyâya düşkün olursanız, kalbinizle Allahü teâlâdan başkasına bağlanırsanız, bu yüksek dereceye kavuşamazsınız. Yâ Rabbî! Bizi senin ile beraber olmaya lâyık eyle.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlânın takdîrine râzı ol. Çünkü birşey önce temele, sonra binaya muhtaçtır, işlerinin ve hâlinin nasıl olduğuna iyi bak. Eğer durumunda bir iyilik ve güzellik görürsen, Allahü teâlâya şükret. Kötü birşey görürsen, o hâlinden dolayı tövbe et. Böyle yaparsan dînî hayâtın canlı kalır, şeytanın ölür. Bunun için Peygamberimiz ( aleyhisselâm ); “Bir anlık tefekkür, bütün bir geceyi ibâdetle geçirmekten hayırlıdır” buyurmuştur.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Yazık sana, devamlı ruhsatlara sarılıyor, işlerini doğru görmek ve göstermek için çâreler arıyor, te’vile başvuruyorsun. Keşke azîmetlere sarılsaydık. İcmâ’ya bağlansaydık. Keşke amellerimizde ihlâs üzere olsaydık. Şimdi azîmete yapışanlar kalmadı. Artık ruhsatlara yapışılıyor. Zaman, riya ve gösteriş zamanı oldu. Mallar haksız yere alınıyor. Namaz kılanlar, oruç tutanlar, hacca gidenler ve zekât verenler ve hayır işleri yapanlar çok, fakat bunlar Allah için değil, insanlara gösteriş için yapılıyor. Hepiniz, kalbleri ölü, fakat nefsleri pek canlı, arzu ve istekleri dünyâ olan kimselersiniz! Kalb, ancak insanların beğenmesi, onların övmesi düşüncesinden kurtulmakla Allahü teâlâ ile beraber olabilir. Evet! Kalb, Hakkın emrine uyup yasaklarından sakınmak, O’nun kaza ve kaderine, O’ndan gelen belâ ve musibetlere sabır ile diri ve canlı kalır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! İnsanlar arasına gafletle, ma’nevî körlükle ve cehâletle karışma. Onlar arasında basiret, ilim ve uyanıklık haliyle bulun. Onların senin hakkında beğendikleri birşeyi görürsen, ona iyi sarıl. Sende kötü gördükleri şeyden de uzak dur. Onları da o kötü hareketten alıkoy. Siz, Allahü teâlâdan gâfil bulunuyorsunuz. Sizin uyanmanız, câmilere devam etmeniz, Resûlullaha ( aleyhisselâm ) çok salât-ü selâm getirmeniz lâzımdır. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Eğer gökten ateş yağmış olsa idi. Ondan sâdece câmilere devam eden, namaz ehli kurtulurdu” buyurdu. Namazda gevşek olmayınız. Gevşek olduğunuz zaman, Allahü teâlâ ile olan irtibâtınız kesilir, kaybolur. Bunun için Resûl-i ekrem ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Kulun Allahü teâlâya en yakın olduğu an secde hâlidir” buyurdu.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Allahü teâlânın ni’metlerini şükürle karşılayınız. O’nun emirlerine ve yasaklarına kulak verip, onlara riâyet ediniz. Zorlukları sabırla, kolaylığı şükür ile karşılayınız. Geçen Nebiler, Resûller ve sâlihler, Allahü teâlânın ihsân ettiği ni’metlere böyle şükretmiş, belâ ve musibetlere de öylece sabretmişlerdir. Rahatlık ve genişlik zamanlarında, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riâyet ediniz ve O’na şükrediniz. Zorluk ve meşakkatli durumlarda karşılaştığınız zaman da, günahlarınıza tövbe ediniz. Nefsinizi hesaba çekiniz. Allahü teâlâ kullarına asla zulmetmez. Ölümü ve ölüm ötesinde başınıza gelecekleri hatırlayınız. Allahü teâlâyı ve O’nun kullarını hesaba çekmesini ve sizi gördüğünü devamlı hatırlayınız. Bu gaflet uykusunun, bu cehâletin, bâtıl ve boş şeylerle uğraşmanın, nefs ve hevânın, isteklerin ne zamana kadar devam edeceği husûsunda uyanık olunuz. Allahü teâlâya ibâdette, O’nun emir ve yasaklarına uymakta, niçin O’na karşı edebinizi muhafaza etmezsiniz?


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Allahü teâlâya boyun eğ, ihtiyâçlarını O’na arz et. İşlerinde nefsine pay çıkarma. Günahkâr olduğunu bilip, kusurlarından dolayı Allahü teâlâdan af dile. Fayda veren de, zarar veren de, mâni olan da Allahü teâlâ olduğuna bütün kalbin ile inan, o zaman kalb gözündeki körlük gider, görme meydana gelir.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey günahkâr kimse! Günahların ma’nevî kiriyle kirlenmiş olduğun hâlde mü’minin yanına girme. Çünkü mü’min, Allahü teâlânın nûru ile bakar. Bu yüzden, sendeki nifak ile bozukluğu anlar. Giydiğin elbise, seni onların nazarından saklıyamaz. Birisi yanındakine, “Ma’nevî körlüğüm ne zamana kadar devam edecek?” diye sordu. Arkadaşı da; “Sen bir ma’nevî tabib bul. Onun eşiğine baş koy. Onun hakkında iyi zan sahibi ol. Kalbinden onun hakkındaki yanlış düşünceni sil. Çoluk çocuğunu al, onun kapısına oturt. Onun sana verdiği kalb hastalıklarına dâir ilâçların acılığına sabret. Böyle yaparsan, gözlerinden ma’nevî körlük gider” dedi.


  • Ehlisunnetyolu.com