AnaSayfa
  • Kuran-ı Kerim
    Kuran-ı Kerim Oku
  • Sevgili Peygamberim
    Sevgili Peygamberim Oku
    Sevgili Peygamberim Dinle
  • Ehl-i Sünnet Kitapları
  • İletişim
  1. Anasayfa
  2. Altın Nasihatler
  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Takvâ sahibi bir kişi olmak için şunlara dikkat etmelidir: 1. Allahü teâlâya yakın olmalı ve ondan çok korkmalıdır. Allahü teâlâya, ibâdet etmek sûretiyle yaklaşılır. 2. Çok konuşmaktan sakınmalıdır. 3. Dedikoducu insanlarla oturmamalıdır. Bir fıkıh âlimi, bir talebesine şöyle tavsiyede bulundu: “Başkalarını dedikodu eden, çok konuşan kimselerle oturup kalkmaktan sakın!” 4. Talebeler; bozuk, isyankâr ve vaktini boşuna harcıyan kimselerden sakınmalıdır. 5. Mazlûm kişilerin bedduâsından sakınmalıdır. Çünkü mazlûm kişilerin bedduâsı, Allahü teâlânın indinde kabûl olur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Bir müslüman hakkında sû-i zan etmekten sakınmalıdır. Sû-i zan, kötü niyetten doğar. Âlim Ebü’t-Tayyib şöyle buyurmuştur: “Kişinin işi kötü olursa, zannı da kötü olur. Böyle insan, âdet hâline getirdiği vehim ve kuruntuları tasdîk eder. Düşmanlarının sözü ile dostlarına düşmanlık eder. Sevdikleri hakkında gece karanlığı gibi şüpheye düşer.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim sahibi, şefkatli ve nasihat veren bir kişi olmalı, hasetçi olmamalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    İlim öğrenirken dikkat edilecek husûslar: 1. Dersi saygı ile dinlemelidir, ilim öğrenen bir talebe, bir konuyu hocasından bin defa dinlemiş olsa, yine o konuyu hocası anlatsa saygı ile dinlemelidir. 2. Talebe, hocasına sormadan kendi başına bir ilim dalı seçmemelidir. Zîrâ hoca, öğrencisinin kabiliyetine göre hangi ilmi öğrenmesi gerektiğini daha iyi bilir. 3. Talebe dînî yönden kötü sayılan davranışlardan sakınmalıdır. 4. Talebe, kötü ahlâklar içinde bilhassa kibirli olmaktan ya’nî kendini büyük görmekten sakınmalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, hocasının karşısında şunlara dikkat etmelidir: 1. Hocasının önünden yürümemelidir. 2. Hocasının yerine, makamına oturmamalıdır. 3. İzin almadan hocasının yanında konuşmamalıdır. 4. Hocasına müsait zamanlarda soru sormalıdır. 5. Derse vaktinde gelmelidir. 6. Hocanın, Allahü teâlâya isyana sebep olmayan emirlerini yerine getirmelidir. Fakat Allahü teâlâya isyan söz konusu olduğu zaman, kula itaat yoktur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Hocaya saygı göstermek, ilme saygı göstermektir. Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: “Hoca hakkını, her müslüman üzerine, korunması çok lüzumlu olan en büyük bir hak olarak gördüm.” Üstünlüğü yüzünden, öğrettiği her harfe karşılık, hocaya bin dirhem para hediye edilse azdır. Ya’nî hoca hakkı ödenilemez. Çünkü kişiye, dînî konularda muhtaç olduğu her harfi öğreten kişi, dînen onun babası sayılır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Bilinmeli ki, ilim taleb eden, ilme ve hocasına saygı göstermedikçe, ilme kavuşamaz ve öğrendiği bilgiden faydalanamaz, ilmi elde etmede maksadına ulaşanlar, ancak ilme ve hocaya saygı ile ulaşmışlardır, ilimde gayesine ulaşamayanlar ise, ancak bu duruma, saygıyı terk ettikleri için düşmüşlerdir. Bir İslâm âlimi şöyle buyuruyor: “Saygı tâattan hayırlıdır.” Öyle ki, insan Allahü teâlâya isyan etmekle, günah işlemekle kâfir olmaz, ama Allahü teâlânın emir ve yasaklarını küçümsemek sûretiyle saygısızlıkta bulunursa kâfir olur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    “Kötü arkadaş, zehirli yılandan daha kötü ve daha zararlıdır. Mekândan münezzeh olan Allahü teâlânın hakkı için, kötü arkadaş Cehenneme götürür.” iyi arkadaş edin ki, onun vasıtasıyla Cennetin yolunu bulasın. Bu konuda: “Eğer ilmi ve ilim ehlini veya gâibte bulunan bir kimseden haber veren bir şâhid arıyor isen, toprağı örnek al, ona i’tibâr et! Toprağı nasıl anıldığı vasıfla tanıyor isen, seçeceğin arkadaşı da arkadaşından tanı denilmiştir.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bir kimsenin iyi veya kötü olduğunu sorma, arkadaşına bak. Çünkü arkadaş arkadaşına uyar. Kişi kötülük sahibi ise, ondan sür’atle uzaklaş, hayır sahibi olduğu zaman ona yaklaş ki, doğru yolu bulasın.” Bir şiirde ise: “Tenbel kişilerle arkadaş olma, çok iyi kimseler vardır ki, arkadaşının kötülüğü ile bozulur. Ahmak kimsenin ahmaklığı, zekî ve akıllı kişilere sür’atle geçer ve ateş koru gibi, külün içine konunca söner.” Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Bütün çocuklar, müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyâya gelir. Bunları, sonradan anaları ve babaları, hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar” buyuruyor.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim öğrenirken seçilen arkadaşda şu özellikler bulunmalıdır: 1. Çalışkan olmalıdır. 2. Seçilen arkadaş takvâ sahibi ve Allahü teâlâdan korkan kişi olmalıdır. 3. Güzel huylu olmalıdır. 4. Anlayışlı olmalıdır. 5. Tenbel ve zamanını boşa harcıyan bir kimse olmamalıdır. 6. Çok konuşmamalıdır. 7. Fitne ve fesatçı olmamalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, sıkıntılara ve belâlara karşı sabırlı olmalıdır. Bir İslâm âlimi; “Maksada ulaşmanın hazîneleri, sıkıntı servetleri üzerine kurulmuştur” demiştir. Ya’nî çok sıkıntı çeken, istediği ihsân hazînesine kavuşur, ilim öğrenmek isteyen kişinin sıkıntılara karşı sabır etmesi gerekir. Hazreti Ali ( radıyallahü anh ) şöyle buyuruyor: “Dikkat edin ki, ilme ancak altı şeyle ulaşabilirsiniz. Bunların birincisi zekâ, ikincisi sabır, üçüncüsü çok arzulu olmak, dördüncüsü baliğ olmak, beşincisi ilim öğretici, müşfik ve mahir bir hoca, altıncısı uzun bir zamandır.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebenin bir hocanın derslerini sonuna kadar sabır ve sebat ile ta’kib etmesi, bir kitabı sonuna kadar okurken sabır ve sebat göstermesi, ilim dallarından birini kuvvetli bir şekilde öğrenmeden, diğer bir ilim dalına geçmemesi, bir yerde ilim tahsilini tamamlamadan başka bir yere gitmemesi gerekir. Çünkü bir hocadan öğrenilecek bilgileri tamamlamadan başka bir hocaya gitmek, bir kitabı tamamlamadan başka bir kitaba geçmek, bir ilim dalını iyice öğrenmeden, başka bir ilme geçmek, bir yerde kalması gerekirken, başka bir beldeye gitmek, ilim öğrenenin gayesini dağıtır, kalbi meşgûl eder, vaktinin zayi olmasına sebep olur, hocayı üzer.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim öğrenirken sabırlı olmalıdır. Biliniz ki, sabır ve sebat, bütün işlerin üzerine bina edildiği büyük bir temeldir. Fakat çok az bulunur. Bir şâir şöyle demiştir: “Herkeste yüksek mertebelere sâhib olmak için kalben bir meyil vardır. Ancak insanlarda bunun için lüzumlu olan sabır ve sebat çok azdır.” Sabrın fazileti hakkında İslâm âlimleri şöyle demişlerdir: “Şecaat, ya’nî güçlülük bir an sabır edebilmektir.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilmî seviyesi yüksek olan bir hocayı seçmelidir. Seçeceği hoca, insanların Allahü teâlâdan en çok korkanı olmalıdır. Hoca, mevcût hocaların en yaşlısı olmalıdır. Talebe, hoca seçerken ilim adamları ile meşveret etmelidir. Hoca seçerken erbâbı ile meşverette bulunmak gerektiği gibi, talebenin her işini yaparken meşverette bulunması gerekir. Zîrâ Allahü teâlâ, Peygamberine ( aleyhisselâm ) bütün işlerini yaparken Sahabe ile meşverette bulunmasını emretmiştir. Hâlbuki mü’minlerden hiçbiri, O’ndan daha akıllı değildir. Hoca seçimi konusunda iki ay düşün, meşverette bulun ki, sonradan o hocanı terk etmeye ihtiyâç duymayasın ve onun dersleri ile yetinesin. Böylece öğrendiğin ilim bereketli olur. Öğrendiğin bilgilerden pekçok insan faydalanır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, her ilimden en güzel bahisleri, bilhassa dînî konularda kendisine öncelikle gerekli olan bilgileri tercih etmeli, sonra gelecekte kendisi için lüzumlu olacakları öğrenmeye gayret etmelidir. Talebe ilim öğrenirken, ilm-i tevhîd, ya’nî îmânla ilgili bilgileri öne almalıdır. Talebe, ilim öğrenirken en eski bilgilerden başlamalıdır. Büyük âlimlerin vefâtından sonra ortaya çıkan cedel ve hılâf ilmiyle meşgûl olmaktan sakınmalıdır. Çünkü bu ilimler, talebeyi fıkıh bilgisinden uzaklaştırır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilimden başka arzulanmayacak şeyleri arzu etmekle, kendini küçültmemelidir. Talebe, ilmi ve ilim adamlarını küçültecek söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Talebe, alçak gönüllü olmalıdır. Alçak gönüllülük, kibir ile tezellül arasında bir durumdur. Talebe, iffetli olmalıdır. İmâm-ı Rükneddîn, iffeti ve alçak gönüllülüğü bir eserinde şöyle ta’rîf ediyor “Şüphesiz ki alçak gönüllülük, Allahü teâlâya yakın kimselerin hasletlerindendir. Allahü teâlâdan korkan kişi, bununla yükseklere çıkar. Allahü teâlâ katında iyilerden mi, yoksa kötülürden mi olduğunu veya son nefesini küfür üzere mi, yoksa îmân üzere mi vereceğini veya vefât ettiği zaman rûhunun yükseklerde mi, yoksa alçaklarda mı olacağını bilmediği hâlde, gurûrlanan ne ahmaktır. Kibriya, Rabbimizin sıfatıdır. O’na mahsûstur. Sen kibirden sakın!”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilmi, büyük bir gayret sarf ederek öğrenmelidir. Öğrendiği bilgileri sâdece fânî ve değeri az olan dünyâ gayeleri için kullanmamalıdır. Bir şâir şöyle diyor: “Dünyâ hayâtı azdan daha azdır. Ona âşık olan, alçakların alçağıdır. O sihriyle bir topluluğu sağır ve kör eder. Böylece ona değer verenler delîlsiz şaşırıp ortada kalırlar.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilim tahsili ile, Allahü teâlânın verdiği akıl ni’metine, beden sıhhati ni’metine karşı şükr etmeye niyet etmelidir. Talebe ilim öğrenirken; ilminden dolayı insanların kendisine yönelmelerini ve değer vermelerini, mevkî sahibi olmayı düşünmemelidir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebenin ilim öğrenmekten gayesi; Allahü teâlânın rızâsını kazanmak, Cenneti elde etmek, önce kendi cahilliğinden kurtulmak, sonra diğer câhillerin bilgisizliğini gidermek, onların kültürlü olmalarını sağlamak ve İslâm dînini yaşatmak olmalıdır. İslâmın bilgilerini öğrenmek sûretiyle Allahü teâlâya kavuşulur. Bilgisiz olan birisinin zühd ve takvâ sahibi olması mümkün değildir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Her zaman insanın karşılaştığı hâllerle ilgili bilgileri öğrenmesi, insana yemek gibi lüzumlu bir ihtiyâçtır. Hiçbir müslüman, bu bilgilerden ayrı düşünülemez. Her müslüman devamlı Allahü teâlâyı anmakla, O’na duâ etmekle, yalvarmakla uğraşmalıdır. Kur’ân-ı kerîm okumak, sadaka vermek, dünyâ ve âhıret hayâtında belâ ve âfetlerden korunmak için, Allahü teâlâdan af ve afiyet dilemekle zamanını geçirmesi lâzımdır. Çünkü devamlı duâ eden bir kişi, duânın şartlarını yerine getirince, Allahü teâlâ onun duâlarını kabûl eder.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Haramlardan sakınmak farz olduğu gibi; cimrilik, cömerdlik, korkaklık, kibir, cesâret, alçak gönüllülük, isrâf, iffet ve benzeri ahlâkî konularda da bilgi sahibi olmak farzdır. Çünkü cimrilik, korkaklık, kibir ve isrâf haramdır. Bunları ve bunların zıdlarını bilmeden kendilerinden sakınmak mümkün değildir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Fıkıh ilmi, dünyâ ve âhıret saadeti ile ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir. İmâm-ı a’zam hazretlerine göre fıkıh ilmi; kişinin din ve dünyâ saadetine ulaşabilmesi için lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir. İlim, ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, âhıret saadeti için dünyâ ile ilgili işleri terk edip gönülden çıkarmaktır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Fıkıh bilgisini öğrenmelidir. Çünkü fıkıh ilmi; insanları iyilik ve takvâya en güzel ulaştıran, adâlette en doğru yolu gösteren ilimdir. Fıkıh ilmi, insanlara kurtuluş yollarını gösterir ve insanları bütün güçlüklerden kurtarır. Çünkü Allahü teâlâdan korkan bir fakîh, şeytana karşı bin âbidden daha güçlüdür.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    İlmin üstünlüğü; insanı, Allahü teâlânın katında, ebedî saadete ulaştıran takvâya vesîle olduğu içindir. İmâm-ı Muhammed bin Hasen şöyle buyurdu: “İlim öğren! ilim, ehli için bir zînet, fazilet ve bütün övgülere alâmettir. Hergün ilimden çok istifâde et.” İlim fazilettir ve gerek Allahü teâlâ katında, gerekse insanlar nazarında makbûl ve güzel olan bütün hasletlerin nişanıdır, ünvanıdır.


  • Hasen-i Basrî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sâdık olan fakirlerle birlikte bulunmakla, ba’zı mes’eleler öğrendim ki, bunlar, hikmet cevherlerindendir.” ilmi olmıyan kimsenin dünyâda da âhırette de hiçbir kıymeti yoktur. Hilmi (yumuşaklığı) olmayan kimseye, ilmi fâide vermez. Allahü teâlânın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teâlâ katında şefaat yoktur. Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selâmet yoktur. Takvâsı (Allahü teâlâdan korkması, haramlardan sakınması) olmayan kimsenin, Allahü teâlâ indinde hiçbir kıymeti yoktur. Bu altı hasletten nasîbi olmayan kimsenin, Cennette yeri yoktur.”


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Yalan konuşmamak, kötü iş ve sözde bulunmamak, haramlara bakmamak, madden ve ma’nen temiz olmak, Allahü teâlâdan korkmak, zikre ve tefekküre devam etmek yolumuzun esaslarındandır.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Sâdık olan fakîr, hiç kimseden birşey istemez. Eğer kendisine birşey verilirse, teşekkür eder, verilmezse sabreder. Sünnet-i seniyye üzere yürür. Bunlar bizim yolumuz üzere yüreyenlerin alâmetleridir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Allahü teâlânın kullarından birine bir musibet gelse, bunun için sakın sevinme! Gıybet ve dedikodu yapma! İnsanlar arasında söz taşıma! Sana eziyet vereni, zulmedeni affet! Kötülük yapana iyilik et! Sana vermiyene ver.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Zühd sahibi olmak, dünyâya düşkün olmamak demek; dünyevî arzu ve istekleri terk etmek sûretiyle, nefse muhalefet etmek demektir. Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tane helâli terk etmektir. Tefekkür etmenin hakîkati, Allahü teâlânın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    “Ey Abdül’âl! Allahü teâlâyı zikretmek kalb ile olur, sâdece dil ile olmaz. Allahü teâlâyı hâzır bir kalb ile an! Allahü teâlâdan gâfil olmaktan sakın! Çünkü, bu gaflet kalbi katılaştırır. Sabır, Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermektir. O’nun hükmüne rızâ göstermek ve emrine teslim olmak demek, ni’mete kavuştuğunda sevinip ferahlık duyduğu gibi, musibet ve sıkıntı geldiğinde de aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Fakirliğin alâmetlerini şöyle saydı: “Allahü teâlâyı tanımak. O’nun emirlerini gözetmek. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sünnet-i seniyyesine yapışmak. Dâima abdestli olmak. Her hâlde Allahü teâlâdan râzı olmak. O’ndan gelen her şeye rızâ göstermek, inanmak, insanların ellerinde olan şeylerde gözü olmamak. Allahü teâlânın emirlerini yapmakta yarış etmek, gevşeklik göstermemek, insanlara karşı şefkatli ve merhametli olmak, insanlara karşı mütevâzi olmak. Şeytânı düşman bilmek. Eziyetlere sabretmek.”


  • AHÎ EVREN - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir Ahî’nin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır:
    1- Cömert olup eli açık olmalı, fakat isrâf etmemelidir.
    2- Misâfire kapısı açık olmalı, gelene ikramda kusur etmemelidir.
    3- Sofrası açık olmalı, aç geleni tok döndürmelidir.

    Ahî’nin üç şeyi de kapalı olmalıdır:
    1- Gözü; harama ve başkasının ayıbını görmeye kapalı olmalıdır. Kimseye sû-i zan etmemeli, yabancı kadına, kıza ve başkasının bakması haram olan yerlerine bakmamalıdır.
    2- Dili bağlı olmalı, kimseye kötü söylememeli, lüzumsuz yere konuşmamalıdır.
    3- Beli bağlı olmalı, kimsenin namusuna, ırzına, haysiyet ve şerefine göz dikmemelidir.


  • Ahî Evren - (Rahmetullahi aleyh)

    “Ahî ve şeyh, helâlinden kazanmalıdır. Hepsi san’at sahibi olmalıdır. Cömert olup, yoksullara yardım etmelidir. Âlimleri sevmeli, gereken hürmeti göstermelidirler. Namazlarını zamanında kılıp, kazaya bırakmamalıdır. Alçak gönüllü olup, fakirleri sevmelidir. Nefsine hâkim olup, haramlardan kaçınmalıdır. Beylerin, zenginlerin kapısına gitmemelidir.”


  • Ahî Evren - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir Ahî’nin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır: 1- Cömert olup eli açık olmalı, fakat isrâf etmemelidir. 2- Misâfire kapısı açık olmalı, gelene ikramda kusur etmemelidir. 3- Sofrası açık olmalı, aç geleni tok döndürmelidir. Ahî’nin üç şeyi de kapalı olmalıdır: 1- Gözü; harama ve başkasının ayıbını görmeye kapalı olmalıdır. Kimseye sû-i zan etmemeli, yabancı kadına, kıza ve başkasının bakması haram olan yerlerine bakmamalıdır. 2- Dili bağlı olmalı, kimseye kötü söylememeli, lüzumsuz yere konuşmamalıdır. 3- Beli bağlı olmalı, kimsenin namusuna, ırzına, haysiyet ve şerefine göz dikmemelidir.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Birgün, Cüneyd-i Bağdâdî’ye (Rahmetullahi aleyh) bir mes’ele soruldu. O da cevap verdi. Ancak kendisine, soruya verdiği cevap yüzünden i’tirâz edenler oldu. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadî; “Eğer inanmıyorsanız, benden ayrılınız” buyurdu.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    İlim öğrenmek için uğraşan, fazla yememeli, fazla uyumamalı, fazla konuşmamalı ve insanlarla ihtiyâç miktarı bulunmalıdır. Bunun içindir ki tasavvuf büyükleri: “İhlâsla, cân-ı gönülden, samimî olarak tövbe yaptıktan sonra, dört şey insanın sermâyesi ve asîl hâlleridir. Bunlar; az yemek, az uyumak, az konuşmak ve insanlardan uzak kalmaktır” buyurmuşlardır.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Nefs, kötü işleri ister. Kul, iyi edebe sarılmakla emrolunmuştur. Nefs dâima, iyi şeylere muhalefet eder. Kul, onu güzel şeylere çekmeye çalışır. Kim, nefsini iyi şeylere çekmek için çalışmazsa, nefsinin işlerini salıvermiş demektir.” Yine denilir ki: “Kim nefsine, arzu ve istekleri husûsunda yardımcı olursa, onun kötülüğüne ortak olur. Kulluk, güzel edebe sarılmak; taşkınlık, kötü edeb üzere olmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Ebû Ubeyd bin Selâm şöyle anlatır: “Bir zaman Mekke-i mükerremeye gitmiştim. Ba’zan Kâ’be-i muazzamanın hizasında oturur, ba’zân ayaklarımı uzatır sırt üstü yatardım. Bu hâlimi gören ve Allahü teâlânın sevgili kullarından olan Âişe-i Mekkiyye bana; “Ey Ebû Ubeyd! Sen ilim sahibi bir kimsesin. Sözümü dinle, burada edeble otur. Yoksa, Allahü teâlâya yakın kimselere âit olan defterden ismin silinir” dedi.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yine büyük zâtlardan birisi şöyle buyurdu: “Hiçbir hâl, makam ve ma’rifet, dînî edebin yerine geçemez. Dînî edeb ise, zâhir ve batın güzelliğidir.” (Ya’nî dînî edeb, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak demektir. Böylece emir ve yasaklara uyulursa, insanın zâhiri ve batını güzel olur.)


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Tasavvuf yolunun esâsı, edebden ibârettir.” Her hâlin ve her makamın (yerin) bir edebi vardır. Edebe sarılan, kemâle erişir. Büyüklerin kavuştuğu, mertebelere kavuşur. Edebden mahrûm olan kimse, yakın zannettiği yerden pek uzak kalır. Kabûl edileceğini umduğu yerden red olunur.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ Rabbî! Bizim günahlarımızı affet. Kusurlarımızı bağışla. İbâdetlerimizdeki kusurlarımızı af ve mağfiret eyle. Yâ ilâhî! Bilmiyerek yaptıklarımızı affet ve bizi akl-ı selim sahibi kıl. Sen, Rabbimizsin, sana inandık. Sen günahları affedersin, affedicisin.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhi! İsyanımız ve günahımız, senin azâbını bilmemek, duymamak sebebiyle değildir. Lâkin âsî nefsimiz bize, azâba düşürecek işleri yaptırdı ve günahları işletti. Senin günahları örtüp, yüzümüze vurmaman sebebiyle şımardık. Bu yüzden çok günah işledik. Senin af ve mağfiretine güvenip, günahlara daldık. Şimdi yaptıklarımızın cezası olarak, bize hazırladığın azâb ile karşı karşıyayız. Cehennem azâbından bizi şimdi kim kurtarabilir. Senden başka kim bize bir kurtuluş ipi uzatabilir. Âhıret günü, senin huzûrunda mahcub bir duruma düşecek bu hâlimize yazıklar olsun. Yarın çirkin olan amellerimiz arz olunduğunda, ayıblanmamıza esefler olsun.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhî! Biz kendimize zulmettik. Nefsimizin kötülüğü her yanımızı kapladı. Gaflet denizi kalblerimizi doldurdu. Her hâlimizle perişanlığımız apaçık. Bizim bu hâlimizi en iyi bilensin.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlâhî! İhsân ve ikram ederek bize kendini tanıttın. Ni’metlerin deryasına bizleri daldırıp, garkettin. Her an ni’metlerin deryasında yüzmekte, onlardan istifâde etmekteyiz. Bizleri râzı olduğun, beğendiğin yer olan Cennetine da’vet ettin. Seni hatırlamak, emirlerini yapmak sebebiyle, bizlere sonsuz ni’metler hazırladın, ihsân ettin. Ne büyüksün yâ Rabbî!


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Yerde yetişen yaş veya kuru bitkilere bakınca, kâinatta Allahü teâlânın azamet ve kudretini müşâhede ediyorum. O’nun, kalbimden fışkıran sevgisiyle herşeyi unutuyorum. Hafif ve tatlı tatlı esen rüzgâr, pekçok defa bana güzel kokular getirir. Yâ Rabbî! Sen, sevdiklerinin bulundukları yerleri, en kıymetli damlalarla suladın. Düşmanlarını ise erimiş bakır ile suladın.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman içerisinde, nice meclisler ve toplantı yerleri yok oldu. Nice asîl ve yüksek yaradılışlı kimseler, zaman içerisinde gelip geçtiler. Zaman içerisinde nice kimseler, türlü türlü ni’metlere kavuşmuşlardır. Fakat ne kadar arzu edersen et, zaman içerisinde her istediğini elde edemezsin (Sana takdîr edilen rızk ne ise onu yersin)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsan, gençliğinin kıymetini bilmelidir. Hiç vakit kaybetmeden, gençliğin her ânını değerlendirmelidir. Sonra, ah gençliğim, tekrar elime geçse de iyi işler yapsaydım diye pişmanlık duyulur. Onun için, gençliğin, insana emânet olduğunun farkında, idrâkinde ve bunun şuurunda olmak ne kadar mühimdir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Ey insanlar! Yaptığınız uygunsuz işler için bir sebeb ve özür göstermeyi bırakın artık! Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınmakta gevşeklik göstermeyin. Âhırete hazırlanmakta sabırlı olunuz ve sebat gösteriniz.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Âhıret yolculuğunun çok yakın olduğunu, hatırınızdan asla çıkarmayınız. Âhıret hazırlığını elden kaçırmaktan çok sakınınız. Çünkü, her girişin bir çıkışı vardır. (Bu dünyâya geldiğimiz gibi, birgün bu dünyâdan ayrılacağız.)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanın ömrü, hep sonra yapacağım, edeceğim ile geçer, İnsanların temenniden başka sermâyeleri yoktur. Sonra yaparım diyenin düşüncesi, sonraya asılıp sallanmak gibi olmayacak düşüncelerdir, İnsanların günleri çok çabuk geçer, ömürler, yolculuktan başka birşey değildir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman akıp gidiyor. Hâdiseler birbiri peşinden geliyor. Yumuşaklık, vekar ve sükûnettir. Dünyâ hırsı bir anlıktır. Sabır, yumuşak olmaya, mes’eleler üzerinde temkinli ve dikkatli hareket etmeye vesile olur. Kızmak, kabalığa yol açar. Dünyâ hayâtı, bir uyku hâlidir, ölüm, bu uykudan uyanmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer kadere, Allahü teâlânın hükmüne rızâ gösterirsen, şerefli bir hayat yaşarsın. Eğer imkânsız bir şeyin olmasını ümid edersen, ümidini, tehlikeli birşey üzerine bina etmiş, kurmuş olursun.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sakın dünyânın parlaklığına, cazibesine ve onun dışı tatlı, içi zehir olan hilelerine aldanma. Onun inci gibi görünen ön dişlerinin arkasında, parçalayıcı dişler saklıdır. Çünkü dünyânın sağı solu belli olmaz. Bakarsın ba’zan suda ateş parçası olsun ister. Ba’zan insana yapamıyacağı şeyleri teklif eder. Böylece insan, boyundan büyük işlere girer de helak olur gider.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyânın iyiliği ve kötülüğü birbirine karışmıştır. Dünyâyı her türlü kirlerden ve üzüntülerden arınmış olarak istesen bile, şunu iyi bil ki, dünyâ bunlar üzerine yaratılmıştır. Ya’nî dünyânın tabiatı budur. Asla değişmez. Fakat insan, dünyâda Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınır ve bu husûsta sabır gösterirse, akıbette, sonsuz saadet ve mutluluğa kavuşur.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâ sevinçleri, alınan bir haberle bir anda bunalıp, hüzün ve kedere dönüverir, öyleyse, dünyâya karşı zâhid ol, haramlardan ve haram olması ihtimâli olan şüphelilerden sakın. Âhırete hazırlıklı ol. Çünkü dünyâya doymayıp, hırsla onun peşinde koşanlar, aslında dünyânın köleleri ve hizmetçileridir. Dünyâda mes’ûd ve huzûrlu olan kimse, dünyâya köle olmayan, âlim ve takvâ sahibi kimsedir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyânın geçici lezzetleri, uykuda görülen rü’yâlar gibidir. Dünyâda isteğine, hedefine ulaştığını söylemek, gerçek bir söz değildir. Asla kabûl edilmez.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bu dünyâ, hakîkî mekân, devamlı ikâmet edilecek ve yerleşilecek bir yer değildir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Her tarafta görülen tehlike, belâ ve musibetlere bakarsan, Allahü teâlânın yüce irâdesinin hükmünün geçerli olduğunu görürsün.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İşlerini, herşeyi yaratan ve işlerinde hikmetler sahibi Allahü teâlâya teslim et. Böyle yaparsan, sıkıntılardan ve günahlardan kurtulursun.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlmiyle âmil, takvâ sahibi bir âlim vefât ettiği zaman, müslümanlar için, büyük ve tehlikeli bir boşluk meydana gelir. Adâlet sahibi, hak üzere yürüyen bir sultanın, devlet reîsinin vefâtı, müslümanlar için büyük bir eksikliktir. Sâlih ve Allahü teâlânın velî kullarının ölümü de böyledir. Çünkü onların müslümanlara yardımı pek çoktur. Allah yolundaki kahramanın ölümü ise, kuvvetin zayıflamasına sebeb olur. Çünkü onlar, sabır, sebat ve kahramanlıkları ile muharebenin kazanılmasında, büyük bir vesiledirler. Cömerd ve asil kimselerin ölümü, büyük bir sıkıntı, hayatta kalmaları bolluk ve ni’mettir. Bu beş kişiye ağlayabilirsin. Bunlardan başkasının ölümü, insanlar için rahatlık, hafiflik ve rahmettir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Rabbim, Allahü teâlâdır. O bana kâfidir. O’ndan af, ümid diler ve O’na hamd ederim. Âhıret günü benim şefaatçim; bütün mahlûkâtın her bakımdan en üstünü, en kıymetlisi, en hayırlısı, Peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bütün işlerinizde ve hareketlerinizde, orta hâl üzere olun. Cimrilikten ve isrâftan son derece sakının, isrâf ve haddinden fazla dağıtmakla, elde birşey kalmaz. Birgün insan muhtaç kalır. Cimrilik yapmak, hâl ve harakette ölçülü olmamakla da, kişi i’tibâr bulamaz.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Birgün talebeleri, hocalarının kerâmet göstermesini akıllarından geçirdiklerinde; “Yavrularım, bizler, yerin dibine batmaya müstehak kimseler olduğumuz hâlde, batmamamız ve Allahü teâlânın bizi, bu yeryüzünde, bu hâlde bulundurması en büyük kerâmet değil midir?”


  • Abdülazîm Münzirî (Rahmetullahi aleyh)

    Kendin için dünyâda sâlih amel işle,insanların boş sözlerine önem verme. Toplamak umulmaz onların kalblerini bir araya.


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsan, gaflet içerisindedir. Hâlbuki zaman bitmektedir. Zaman, pek kıymetlidir. Kıymetinin bilinmesi lâzımdır. Fakat görüyorum ki, zamanı çok kolay zayi ediyorsun, boşa geçiriyorsun!”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “Akıllı olmayan kimse, dünyânın zevklerine ve lezzetlerine dalar. Akıllı kimse ise, buna düşkün olmaz.”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanlara zulm ve haksızlık etme. İftira ve hased de etme.”


  • “Yahyâ bin Muhammed İbni Hübeyre (Rahmetullahi aleyh)

    “Takvâya sarıl. Çünkü kişi, bu dünyâda bâki değildir. Herkes bu dünyâda ne yaparsa ârırette onu bulur.”


  • Hz Ali radıyallahu anh

    Ahlâktır üstünlüklerin temizleyicisi, Akıl evveli, dîn ikincisi, İlim üçüncüsü, hilm dördüncüsü. Cömertlik beşincisi, iyiliği emr altıncısı, Yedincisi iyilik, sabır sekizincisi, Şükür dokuzuncusu, yumuşaklık onuncusu. Nefs bilir ki, ben ona doğru söylerim. O âsî olduğunda, doğru yolu gösteririm.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Âlimler buyurdu ki: Yumuşaklık şeref, sabır zaferdir, iyilikler hazine, cehâlet aşağılıktır. Bütün hikmet sahibleri buyurdular ki: “Gücünün yetmiyeceği şeyi yüklenme, sana fayda vermeyen işi yapma, hanımınla gurûrlanma, malın çok olsa da ona güvenme:”


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Âlimler, dört kitaptan, dört şey bildirdiler: Tevrat’ta: “Kanâat eden doyar”, Zebur’da “Sükût eden, selâmete kavuşur”, İncîl’de: “Uzlet eden, kurtuluşa kavuşur”, Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Kim Allahın dînine sımsıkı tutunursa, o, muhakkak doğru bir yola itilmiştir” (Âl-i İmrân-101).


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir şey verdiğinde bol ver ki iyiliğin bol olsun. Kızıp öfkelendiğinde, yumuşaklık göster. Çalışmak, muvaffakiyetin sebebidir. Çalışmakla, başarıya kavuşulur.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Birşey bilmiyorsan, onu sor. Yanıldığında, ondan dön. Kötülük yaptığında, pişmanlık duy.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    İyilik eken, neş’e ve sevinç biçer. Akıllı kişi ile arkadaşlık eden saadete kavuşur. Câhilin arkadaşı yorulur.


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Kendi arzu ve isteklerine uyan, sapıtır. Pişmanlık, acele ile beraberdir. Selâmet, acele etmemekle beraberdir,


  • Tartûşî (Muhammed bin el-Velîd) - (Rahmetullahi aleyh)

    Herşeyin sonuna bakarak iş görmek, kurtuluştur. Yumuşak olmayan, pişmanlık çeker. Sabreden kazanır. Susan selâmet bulur. Korkan çekinir, ibret alan, ileri görüşlü olur. İleriyi gören, anlayışlı olur. Anlıyan, bilir.


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâ, zıll-i zâildir. Ona güvenen nâdimdir. O seninle kalırsa da, sen onunla kalmazsın. Dünyâdan çıkmadan önce, kalbinden dünyâ sevgisini çıkar. Dünyâ lezzetlerine aldanmıyan, Cennet ni’metlerine kavuşur, iki âlemde azîz ve muhterem olur. Dünyâ harâbdır. Şerbetleri serâbdır. Ni’metleri zehirli, safâları kederlidir. Bedenleri yıpratır. Emelleri arttırır. Kendini kovalıyandan kaçar. Kaçanı kovalar. Ni’metleri geçici, hâlleri değişicidir. Dünyâya ve buna düşkün olanlara inanılmaz. Selâmeti ve doğru yolu, ancak dünyâyı terk eden kimseler bulabilir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer azığınız takvâ olursa, kıyâmet gününde selâmette olursunuz.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Her kim mevlâsına kavuşmak isterse, yolunun üstünde kendisini bekleyen zahmet ve meşakkatlere sabredip, göğüs germelidir."


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâya aşırı düşkün, mağrur ve fitneci kimselerle dostluk kurup onların bulunduğu yerlerde bulunmayın. Bunlarla birlikte olanın gideceği yer Cehennemdir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Vaktini boş yere harcayan kimse câhildir.”


  • Tâc-ül-ârifîn (Ebü’l-Vefâ) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Talebenin dikkat etmesi gereken ve kendine lâzım olan şeyler şunlardır: a) Kalbini ve niyetini kötülüklerden temizlemek, b) Farz ve sünnetleri yerine getirmeye çok hırslı olmak, c) Bid’atlerden ve fitnelerden uzak bulunmak, d) Tevâzu ehli olmak, e) Devamlı iyi düşüncelerle meşgûl olmak, f) Yimeye, içmeye ve giyime çok dikkat etmek, g) Dînin hudûdlarından bir zerre bile dışarı çıkmamak, h) Ahdine vefa etmek, asla yalan söylememek, i) Kendini beğenmişler taifesinden olmamak, k) İbâdet ve tâatinden dolayı gurûrlanmamak.”


  • Şihrîstânî (Muhammed bin Abdülkerîm) - (Rahmetullahi aleyh)

    “Amel, ya’nî iş üçe ayrılır: Ma’siyyet; ya’nî günah olan işler. Bunlar, Allahü teâlânın beğenmediği şeylerdir. Allahü teâlânın emir ettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak ma’siyettir. Tâat; ya’nî Allahü teâlânın beğendiği şeylerdir. Bunlara hasene de denir. Allahü teâlâ, tâat yapan müslümana ecr ya’nî sevâb”, iyilik vereceğini va’d buyurdu. Üçüncüsü mübah; ya’nî günah veya tâat olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyetine göre, tâat veya günah olurlar.”


  • Şihrîstânî (Muhammed bin Abdülkerîm) - (Rahmetullahi aleyh)

    Îmân ve İslâm birdir. Îmân, Resûlullah efendimizin ( aleyhisselâm ) Allahü teâlâdan haber verdiği şeylerin hepsini, kalbiyle tasdik ve dili ile ikrâr etmektir. Ameller, îmânın hakîkatine dâhil değildir. Yapılan amellerle, îmân ne fazlalaşır, ne de azalır. Amellerin çoğalmasıyla, îmânın meyvesi olan nûru artar.


  • Silefî (Ahmed bin Muhammed) - (Rahmetullahi aleyh)

    Sabır; belâların verdiği sıkıntıdan şikâyetçi olmamaktır. Buyuruldu ki: “Sabır; kitâb ve sünnetin hükmünden ayrılmayıp sabit olmaktır."


  • Silefî (Ahmed bin Muhammed) - (Rahmetullahi aleyh)

    Rızâ; Allahü teâlânın kazasına, kalbin teslim olmasıdır. Buyuruldu ki: “Rızâ; kulun, Allahü teâlânın yaratmakta ve hüküm vermekte âdil olduğuna tereddütsüz inanmasıdır.”


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey zavallı! Kendine ağla. Dînin gidiyor, aldırış etmiyorsun. Bunun için ağlamıyorsun. Sana, melekler bile, senin dinindeki zararından dolayı ağlıyorlar. Dünyâ gidiyor, ömürler bitiyor, âhıret yaklaşıyor. Hâlbuki sizin düşünceniz âhıret değil, hep dünyâ ve onu toplamaktır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Rızkını başkası yiyemez. Cennet ve Cehennemdeki yerine, senden başkası oturamaz. Fakat gaflet sana mâlik olmuş. Hevân (arzu ve isteklerin) seni esîr etmiş. Bütün düşüncen; yemek, içmek, uyumak ve diğer isteklerine kavuşmak olmuş.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Îsâ aleyhisselâm, İblîs’e; “En çok kimi seviyorsun?” diye sorunca, “Cimri olan mü’mini” dedi. “En çok kime kızıyorsun?” deyince, şeytan; “Cömert olan günahkâra” dedi. Îsâ aleyhisselâm, İblîs’e bunun sebebini sorunca, İblîs; “Çünkü ben, cimri mü’minin cimriliği sebebiyle günâha düşmesini ümid ediyorum. Günahkâr, fakat cömert olan kimseden korkuyorum, çünkü cömertliği sebebiyle günahları yok olabilir” dedi.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlânın kaderine karşı çıkan münâfıklardan yüz çevir. Akıllı ol. Bu zamanın insanlarının çoğundan uzak dur. Çünkü onlar, elbiseli kurtlardır. Tefekkür aynasını al ve ona bak. Allahü teâlâdan, sana kendini ve zamane insanlarını tanıtmasını dile. Ben, insanların yanında kötülük, cenâb-ı Hakkın yanında iyilik buldum.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Allahü teâlânın velî kullarını aşağılamak, onları hakîr görmek, Allahü teâlâyı tanımanın azlığındandır. Ölüm meleği gelip, rûhunu almadan önce tövbe et.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Yarın gelecek. Belki sen, o zaman hayatta olmıyacaksın. Öyleyse, bu ne gaflet? Bu ne katı kalb? Ben de, başkası da size bunları söylemekte. Fakat siz hâlâ aynı hâl üzeresiniz.. Yine size Kur’ân-ı kerîm, Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) gelen haberler ve geçenlerin hayatları size okunuyor, siz hâlâ ibret almıyorsunuz. Kötülüklerden sakınmıyor, amellerinizi değiştirmiyorsunuz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey oğul! Ömrünü ilim kitapları arasında ve onları ezberlemekle zayi ettin. Bunlarla amel etmedin. Amelsiz, kuru kuruya ilim öğrenmen sana ne fâide verecek?


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Büyüklerin kalbleri, ma’nevî kirlerden arınmış, Allahü teâlâdan başkasından yüz çevirmiş, ma’rifet ile dolu ve Allahü teâlâya yakındır. İçinde dünyâ sevgisi olan kalb, perdelenmiştir. İçinde Allahü teâlânın sevgisi olan her kalb de, Allahü teâlâya yakın, dünyâya rağbeti derecesinde perdeli ve Örtülüdür. Dünyâya sevgisi nisbetinde, âhırete olan rağbeti azalır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Tevâzu sahibi ol. Çünkü Allahü teâlâ, tevâzu edeni yükseltir. Kendinden büyüklere tevâzu et. Çünkü Resûlullah ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Bereket, büyüklerinizdedir” buyurdu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) bu hadîs-i şerîflerinde, sâdece yaşça büyük olanı kasdetmedi. Burada; Allahü teâlânın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak husûsunda takvâ sahibi olmak, dîne uymak da kasdedilmiştir. Yoksa, öyle yaşlı kimseler vardır ki, onlara hürmet etmek, onlara selâm vermek asla caiz değildir. Hattâ onları görmekte bile bereket yoktur. Büyük kimseler, takvâ ve vera’ sahibi, sâlih, ilmiyle âmil olanlar ve amellerinde ihlâs üzere olanlardır.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Her kap, içindekini sızdırır. Ameller, insanın nasıl i’tikâd ettiğine delâlet ederler. Dışın, içine delîldir. Senin için (ya’nî kalbin ve rûhun) Allahü teâlânın ve O’nun seçkin kulları katında ma’lûmdur Allahü teâlânın yakın kullarından birisi yanında bulunursan, ona karşı edebli ol. Onunla, buluşmadan önce, günahlarına tövbe et. Onun yanında küçük ol. Ona tevâzu göster, sâlihlerle tevâzu ettiğin zaman, Allahü teâlâya tevâzu etmiş olursun.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Takvâ sahibi mü’minler, Allahü teâlâya ibâdet ederken, zorlanmaya hacet kalmadan yapar. Çünkü ibâdet onun tabiatından olmuştur. O, Allahü teâlâya, içi, dışı ve bütün varlığı ile ibâdet eder. Münâfıklar, ibâdetlerini zâhiren zorlanarak yapar, bâtınen ise ibâdetlerden pek uzaktırlar. Ey münâfıklar, nifakınızdan tövbe ediniz. Allahü teâlâya dönünüz. Şeytanı nasıl kendinize güldürür, ondan kendinize şifâ beklersiniz. Yazık sana, Kur’ân-ı kerîmi ezberlersin, fakat onunla amel etmezsin. Sünnet-i seniyyeyi ezberlersin, onunla amel etmezsin, öyleyse bunları niçin ezberliyorsun? Sen, insanlara iyi amelleri yapmalarını emredersin. Fakat kendin yapmazsın. İnsanlara kötü şeyleri yasaklarsın, kendin sakınmazsın.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Dünyâ, musibet ve âfetlerle doludur. Fakat istisnalar olabilir. Hiçbir ni’met yoktur ki, ondan sonra üzücü bir durum olmasın. Hiçbir sevinç ve rahatlık yoktur ki, ondan sonra bir keder ve üzüntü olmasın. Hiçbir genişlik hâli yoktur ki, onunla beraber bir darlık olmasın. Dünyâdaki nasîblerinizi, Allahü teâlânın emir ve yasakları dâiresinde te’min ediniz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    Ey cemâat! Kendiniz toksunuz, komşularınız aç. Bununla beraber, mü’min olduğunuzu iddia ediyorsunuz.


  • Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (Rahmetullahi aleyh)

    "Ey oğul! Eğer dünyâ düşüncelerinden kurtulabilmen mümkün ise, hemen kurtul. Kurtulamıyorsan, kalbinle Rabbine koş. O’nun rahmetine yapış. Böylece dünyâyı kalbinden çıkarmaya çalış. Çünkü Allahü teâlâ herşeye kadirdir ve herşey O’nun kudretindedir. O’nun kapısından ayrılma. O’ndan, kendisinden başkasının sevgisini kalbinden çıkarmasını, kalbini îmânla, ma’rifetle ve ilimle doldurmasını, kalbine yakîn vermesini, a’zâlarını kendisine tâatle meşgûl kılmasını iste. Ne istersen O’ndan iste, başkasından isteme.


  • Ehlisunnetyolu.com