AnaSayfa
  • Kuran-ı Kerim
    Kuran-ı Kerim Oku
  • Sevgili Peygamberim
    Sevgili Peygamberim Oku
    Sevgili Peygamberim Dinle
  • Ehl-i Sünnet Kitapları
  • İletişim
  1. Anasayfa
  2. Altın Nasihatler
  • Ebü’l-Hasen-i Şâzilî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlmi arttıkça günahı artan kimse, şüphesiz ki helak içindedir.”


  • Ebü’l-Hasen-i Şâzilî (Rahmetullahi aleyh)

    “Günahların bağışlanması ve başa gelen belâlardan korunmak için en güzel sığınak, istiğfardır.”


  • Ebü’l-Hasen-i Şâzilî (Rahmetullahi aleyh)

    “Kalb huzûrsuzluğuna tutulmamak, eleme uğramamak ve günahlardan temizlenmek istersen, iyi hayırlı işlerini çoğalt.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    Evliyâdan ba’zılarının, “Velî, yirmi sene müddetle soldaki meleğe hiçbir günah yazdırmadıkça tam velî olamaz” sözü hakkında buyurdu ki: “Bunun ma’nâsı; yirmi sene ondan hiç günah sâdır olmaz demek değildir. Belki de bunun ma’nâsı, günah işlemekte ısrar etmez, günaha devam etmez, günah işlemiş olsa bile, vakit geçirmeden derhal tövbe ve istiğfar ederek o günahı yazdırmaz demektir.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer sana, “Allahü teâlâdan korkuyor musun?” derlerse, “Evet Allahü teâlânın kalbime koyduğu korku miktarınca Allahü teâlâdan korkarım” de!” Allahü teâlâyı seviyor musun? derlerse, yine böyle cevap ver!”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanların bağlandıkları çok ebepler, vâsıtalar vardır. Bizim sebeblerimiz: îmân ve takvâdır.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Allahü teâlâya yemîn ederim ki, üstünlük ve şerefi, mahlûklardan birşey beklememekte buldum. Birgün köpek gördüm. Yanımda bulunan emeği, yemesi için önüne koydum, hiç iltifât etmedi. Ben bu hâline hayret derek, ekmeği ağzına yaklaştırdım. Yine hiç iltifât etmedi. Ya’nî mahlûklardan birşey beklemiyor ve mahlûklardan gelen birşeyi kabûl etmiyordu, o sırada gizliden bir ses duydum, köpeğin, kendisinden daha zâhid olduğu kimseye yazıklar olsun!” diyordu.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyâsını düzeltmek veya âhıretini düzeltmek için değil de, yalnız Allahü teâlânın rızâsı için çalışan kimseyi, Allahü teâlâ ıslâh eder, düzeltir


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Allahü teâlâdan korkan, haram ve şüphelilerden çok sakınan, emirlere tam uyan kimse, Allahü teâlânın kendisini koruduğu kimsedir.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Evliyâlık yolunda bulunan bir kimse, ortaya çıkmak, meşhûr olmak, herkes tarafından tanınmak isterse, şöhretin kölesi olur. Gizli kalmayı, bilinmemeyi istiyen, gizliliğin kölesi olur. Kim de Allahü teâlâya kul olmak arzusunda ise ve başka bir niyeti yoksa, ya’nî evliyâlık yolunda bulunmak da’vâsında samîmi ise, o kimse için, meşhûr olmak ile gizli kalmak aynıdır.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bir zâlimle işbirliği yapmağa taraftar olan kimse de zâlimdir.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Allah tarafından O’nun dînini kullarına anlatmak vazîfesi alanın konuşması, çok te’sîrli olur. Âdetâ, onun üzerinde nûr parlar. Başkalarının konuşması ise, sönük ve te’sîrsiz olur.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Şâzilî hazretlerinden dinledim. “Allah katında veliliği sabit olan bir kimse, ölümden korkmaz” buyurdu.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Fakîh (fıkıh âlimi), kalb gözünden gaflet perdesi kalkan kimsedir.”


  • Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî (Rahmetullahi aleyh)

    “Peygamberlerin hepsi (aleyhimüssalâtü vesselâm), rahmetten yaratılmışlardır. Bizim Peygamberimiz ise ( aleyhisselâm ) rahmetin kendisidir.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Bil ki, Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu bu dünyâdaki arzulardan sıyırır.Her kime cenâb-ı Hak i’tibâr ederse, o, hakîkî âlemde çok kârlı olur.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    İnsan, beden kafesinde mahpus olan rûhunu, nefsinin elinden azâd etmelidir.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Gözyaşı dök ki, ağlayanlara şefkatin olsun. Rahmet dilersen, zayıflara merhamet et.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Su bulunan yerde yeşillik olur. Gözyaşı, Allahü teâlânın rahmetine vesile olur.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Her ağlamanın sonunda gülmek vardır. Âkıbeti görenler, zevk ve safânın kölesi olur.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Allah rızâsı için ağlayan göz ile, O’nun için yanan gönül ne güzeldir.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Hak teâlâ, kimin mağfiretini arzu ederse, onu acz ve tevâzu sahibi eyler.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Allahü teâlâ bir kimseyi zelîl etmek isterse, önce ona sâlih kimseleri zemmettirir.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Mevlânâ hazretleri, ölüme, “Şeb-i Arûs = düğün gecesi” adını vermektedir. Onun için, tasavvuf ehline ölüm bir felâket değildir, güzel ve tatlı bir şeydir. Tekrar Allaha dönmek olduğundan, ancak bir sevinç vesilesidir. Tasavvufda keder ve ümidsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecellîler vardır.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Gurûrlu olmayınız, nefsinizle mücâdele, riyâzet ediniz, Peygamberimiz hep riyâzet çekmiş, zenginlik istememiş, arpa ekmeğini bile doyuncaya kadar yememiştir.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Az konuşmalıdır. Altı yerde dünyâ kelâmı ile meşgûl olmak uygun değildir. Bu konuşma yerleri: Mescidler, ilim meclisleri, ölü yanı, kabristanlar, ezân okunurken ve Kur’ân-ı kerîm okunurkendir.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Nefsi mağlup etmek için, onu rahatsız etmelidir, istediği şeyi vermemelidir. En te’sîrlisi, gündüzleri oruç tutmak, geceleri az uyuyup namaz kılmaktır.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Tenhâda yalnız kalınca da günahtan sakınmalıdır.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dargınlar barışmalıdır. Önce davranan önce Cennete girer.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Helâl kazanıp helâldan yemeli, giyinmeli, çalışmalıdır. Her hareketi Resûlullaha ( aleyhisselâm ) uydurmalıdır.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sünnet-i seniyyeye harfiyen uymak lâzımdır.”


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Bir kimse, geçim darlığından şikâyette bulundu. Bunun üzerine Mevlânâ hazretleri o kimseye; “Eğer sana, a’zâlarından birini kesip, yerine bin altın verelim deseler râzı olur musun?” diye sordu. O da; “Hayır, râzı olmam” diye cevap verdi. Bunun üzerine Mevlânâ hazretleri de buyurdu ki: “Ey kardeşim! Madem ki râzı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikâyette bulunursun? Fakirim diyorsun, bu kadar altından daha kıymetli a’zâların var iken, vücûdun sıhhatte ve afiyette iken, niçin bunları sana bedavadan ihsân eden Allahü teâlâya şükretmiyorsun? Allahü teâlâ; “Eğer kulum elindeki ni’metlerin şükrünü eda ederse, ben o ni’meti daha arttırırım” buyurdu.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    Birbirleriyle dargın olan iki kimseyi huzûruna getirdiklerinde, onlara barışmaları için buyurdu ki: “Allahü teâlâ, ba’zı insanları su gibi latîf, mütevâzi, dâima aşağıya akıcı ve yumuşak huylu, ba’zılarını da toprak, taş gibi sert mizaçlı yarattı. Su, toprağa karışır, meyvelerin büyümesini, canlıların içerek hayatlarının devam etmesini sağlar. O sulardan rûhlara ve bedenlere gıda te’min edilip, menfaat sağlanır. Su toprağa gitmese, topraktan ve sudan lâyıkıyla istifâde edilmez. Ey Nûreddîn! Bu arkadaşın toprak hükmünde olup, yerinden kalkmaz ve barışmaz ise, sen su gibi tevâzu üzere olup, anlaş. Herkes bilir ki, iki küs olan kimseden hangisi öbüründen önce davranırsa, Cennete ötekinden önce girecektir. Daha çok sevâb kazanacaktır. Dolayısiyle, bu barışdan her ikiniz de istifâde etmiş olacaksınız.” Bunu dinleyen iki küs kimse, daha çok sevâb kazanmak gayretiyle hemen barıştılar.


  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (Rahmetullahi aleyh)

    “Ey bizi sevenler! Sevgili Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) gittiği Ehl-i sünnet yolundan yürüyüp, bu yolu ihyâ etmelidir. Allahü teâlânın sevdiği ameller, ibâdetler ile, helâl yollardan çoluk-çocuğunun ihtiyâçlarını kazanarak, râzı olunan kullar zümresine dâhil olmalıdır. Hep helâli istemeli, helâlinden yiyip, helâlinden içmeli ve helâlinden giymelidir. Söylediklerimiz, dinlediklerimiz, düşündüklerimiz hep helâl olmalı. Her hareketimizi Peygamber efendimizin hâl ve hareketlerine uydurmalıyız. Herkes, bir san’ata sahip olmalı ve din ilimlerini iyi öğrenmelidir. Talebelerimden bunu husûsen istiyorum. Bizim yolumuzda olanlara, kıyâmet günü yardımcı olur, yüzlerinin ak olmasına çalışırız. Ancak, edebe riâyet etmeyenler ve Ehl-i sünnet yoluna muhalefet edenler, kıyâmet günü bizi göremiyeceklerdir.”


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: İlâhî izin ver de âl ve Eshâbına da. Onlara tâbi olan, ehl-i takvâ’lara da. Rahmet bulutlarının, akması dâim olsun, Halîm ve kerîm kullar, rahmetine kavuşsun. Yâ Rab! Sabâ rüzgârı, esip esip durdukça. Ban ağacı dalları, sabâyla sallandıkça. Kervanbaşı o tatlı, tatlı nağmeleriyle, Develerini aşka getirdiği müddetçe, Fahr-i kâinat ile hem âl ve Eshâbına, Gönder rahmet bulutu, tâbi olanlarına.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Arab olan olmayan, bilcümle insanların. Efendisidir hem de, yüzü suyudur cihanın. Kötülüğü yasaklar, emreder iyiliği, Bir ilâhî emirdir, emir ve nehiyleri. O Server, Rabbimizin öyle bir kuludur ki, Her tehlike ânında, umulur şefaati. O öyle bir Resûl ki, Allaha ibâdete, Çağırır insanları, O’na uyun elbette. Hiç kopmayan sağlam bir ipe yapışmış gibi. Emniyette hisseder, rahat bulur kendini.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Peygamber Efendimiz, güneş gibidir bilin. Ondan ziya bulmakta nücûm-ı resûllerin. Allah O’nu ahlâkta, tezyin edip yarattı. Güzel huy, güler yüzle, bezemiştir zâtını. Latîf yaratılmıştır, gül ve çiçek misâli, Parlak ve şereflidir, Ay’ın ondördü gibi. Himmetli ve gayretli o Nebi zaman kadar, O’nun cömertliğinde, damladır okyanuslar.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Mübârek bedenini kucaklayan toprağın, Kokusu misk-ü amber gibi hoştur, inanın. Ne mutlu o toprağı, koklayıp öpenlere, O mübârek kokuyu sineye çekenlere.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Takatimiz üstünde, bize yük yüklemedi, Baş ve göz üzeredir, emir ve nehiyleri. Hakîki değerini, anlatmaktan âciziz. Bu yönüyle övmekten, yeğdir sükût etmemiz.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Hazret-i Muhammed’in, kerem yağmurlarından. Bir damla almak ister, bilcümle peygamberân. Zâhirî ve batınî, rûhanî ve cismânî. Varlıkların hepsinden O’dur Hakka sevgili. Hudutsuzdur zâtının fazilet ve kemâli, Mümkün değil anlatmak, dil ile kemâlini. Eğer Resûlullahın cümle mu’cizeleri, Büyüklüğünü dile getirebilse idi, Mübârek isimleri anıldığı zamanda. Hep çürümüş kemikler dirilirdi bir anda.


  • İmâm-ı Busayrî (Rahmetullahi aleyh)

    Kasîde-i Bürde’den Seçmeler: Selem ağaçlarının bulunduğu yerdeki. Peygamber, dostlarını yâd mı ağlatan seni? Medine rüzgârı mı, söyle seni ağlatan? Gece çakan şimşek mi yoksa İdem dağından? Gözlerine ne oldu, dur dedikçe akmakta? Kendine gel dedikçe, kalbin coşup yanmakta?


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Ömrün uzamasına sebeb olan husûslar: 1. Başkalarına devamlı iyilikte bulunmak. 2. İnsanlara eziyet etmeyi terk etmek. 3. Yaşlılara karşı saygılı olmak. 4. Akrabaya karşı iyilikte bulunmak ve onları ziyâret etmek. 5. Zarûret olmadıkça yaş ağaçları kesmekten sakınmak. 6. Abdesti sünnete uygun ve âdabı ile almak. 7. Namazları ta’dîl-i erkânına uygun kılmak. 8. Büyük bir saygı ile Kur’ân-ı kerîm okumak. 9. Sıhhat kaidelerine riâyet ederek kendini zararlı şeylerden korumak.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Zenginliğe sebeb olan husûslar: 1. Sadaka vermek. 2. İşe erken başlamak. 3. Güler yüzlü olmak. 4. Hoş sözlü olmak. 5. Evin etrâfını süpürmek. 6. Namazını, büyük saygı ve korku ile, Allahü teâlâya karşı boyun eğerek, ta’dîl-i erkânına riâyet ederek, vâciblerini, sünnetlerini, âdabını yerine getirerek kılmaktır. 7. Kuşluk namazını kılmak. 8. Ezandan önce mescidde bulunmak. 9. Devamlı abdestli dolaşmak. 10. Sabah namazının sünneti ile, vitir namazını evde kılmak. 11. Dünyâ ve din için faydası bulunmayan boş sözler konuşmamak. 12. Sabah namazından sonra yetmiş kere “Estağfirullah” demek. 13. “La havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm” sözünü çok tekrarlamak. 14. Her Cum’a günü yetmiş kere “Allahümme agninî bihalâlike an harâmike ve ekfinî bifadlike ammen sivâke” duâsını okumak.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Fakirliğe sebeb olan husûslar: 1. Yalan söylemek. 2. Ayakta bevl etmek. 3. Cünüb iken yemek yemek. 4. Çıplak olarak yatakta yatmak. 5. Bir yere yaslanarak yemek. 6. Ekmek ufağını hor görüp basmak. 7. Soğan ve sarımsak kabuklarını ateşe atmak. 8. Gece vakti ev süpürmek ve süprüntüleri evde bırakmak. 9. Yaşlı insanların önünde yürümek. 10. Ana-babayı adı ile çağırmak. 11. Eline geçirdiği ağaç ve süpürge çöpü ile dişini karıştırmak. 12. Kapı eşiğinde oturmak. 13. Elbisesini üzerinde dikmek. 14. Evde örümcek yuvası bırakmak. 15. Elini balçıkla yıkamak. 16. Bevl ettiği yerde abdest almak. 17. Çanağı ve çömleği yıkamadan yemek koymak. 18. Aç iken soğan yemek. 19. Sabah namazını kılınca mescidden acele ile çıkmak. 20. Pazara erken gidip, geç dönmek. 21. Yoksul kimseden ekmek satın almak. 22. Babaya ve anaya kötü duâda bulunmak. 23. Kap kaçağı örtüsüz bırakmak. 24. Çırayı ve mumu üflemek. 25. Her işe Besmelesiz başlamak. 26. Pantalonu ayakta giymek.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Unutkanlığa sebeb olan husûslar: 1. Allahü teâlâya karşı işlenen kötülükler. 2. Günahların çok olması. 3. Düşünce ve üzüntünün çokluğu. 4. Dünyâ işleri ile çok ilgilenmek ve çok meşgûl olmak. Dünyâ işleri ile lüzumundan fazla uğraşmak, insanın sıhhatine zararlıdır. Dünyâ işleri kalbi karartır. Âhıretle ilgili işler ise kalbi nurlandırır ve namaz kılarken te’sîrini gösterir. Namazını gönül hoşluğu ile kılar ve kıldığı namazdan lezzet duyar.5. Ekşi elma yemek. 6. Asılmış olan kimseye bakmak. 7. Kabir taşları üzerindeki yazıları okumak. 8. Yakaladığı biti öldürmeden yere atmak. 9. Ense çukurundan şişe ile kan aldırmak.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Hâfızayı kuvvetlendiren husûslar: Okuduğunu aklında tutmanın en kuvvetli sebebleri şunlardır: 1. Derse gayretle çalışmak. 2. Derslere devam etmek. 3. Az yemek yemek. 4. Gece kalkıp namaz kılmak. 5. Kur’ân-ı kerîm okumak, İslâm âlimlerinden birisi şöyle buyurmuştur: “Yüzüne bakarak Kur’ân-ı kerîmi okumaktan daha çok hafızayı güçlendiren bir şey yoktur.” 6. Kitap okumaya başlarken Besmele çekmek. 7. Kitabı kaldırırken şu duâyı okumak: “Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm-il-azîz-il-alîmi adede külli harfin kütibe ve yektübü ebed-el-âbidîne ve dehr-ed-dâhirîne.” 8. Peygamber efendimize ( aleyhisselâm ) çok salevât getirmek. 9. Kötülükleri terk etmek. 10. Misvak kullanmak. 11. Bal şerbeti içmek. 12. Aç karnına, her sabah yirmibir adet siyah üzüm yemek. 13. Balgamı azaltan bütün yiyecekler de hafızayı kuvvetlendirir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Takvâ sahibi bir kişi olmak için şunlara dikkat etmelidir: 1. Allahü teâlâya yakın olmalı ve ondan çok korkmalıdır. Allahü teâlâya, ibâdet etmek sûretiyle yaklaşılır. 2. Çok konuşmaktan sakınmalıdır. 3. Dedikoducu insanlarla oturmamalıdır. Bir fıkıh âlimi, bir talebesine şöyle tavsiyede bulundu: “Başkalarını dedikodu eden, çok konuşan kimselerle oturup kalkmaktan sakın!” 4. Talebeler; bozuk, isyankâr ve vaktini boşuna harcıyan kimselerden sakınmalıdır. 5. Mazlûm kişilerin bedduâsından sakınmalıdır. Çünkü mazlûm kişilerin bedduâsı, Allahü teâlânın indinde kabûl olur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Bir müslüman hakkında sû-i zan etmekten sakınmalıdır. Sû-i zan, kötü niyetten doğar. Âlim Ebü’t-Tayyib şöyle buyurmuştur: “Kişinin işi kötü olursa, zannı da kötü olur. Böyle insan, âdet hâline getirdiği vehim ve kuruntuları tasdîk eder. Düşmanlarının sözü ile dostlarına düşmanlık eder. Sevdikleri hakkında gece karanlığı gibi şüpheye düşer.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim sahibi, şefkatli ve nasihat veren bir kişi olmalı, hasetçi olmamalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    İlim öğrenirken dikkat edilecek husûslar: 1. Dersi saygı ile dinlemelidir, ilim öğrenen bir talebe, bir konuyu hocasından bin defa dinlemiş olsa, yine o konuyu hocası anlatsa saygı ile dinlemelidir. 2. Talebe, hocasına sormadan kendi başına bir ilim dalı seçmemelidir. Zîrâ hoca, öğrencisinin kabiliyetine göre hangi ilmi öğrenmesi gerektiğini daha iyi bilir. 3. Talebe dînî yönden kötü sayılan davranışlardan sakınmalıdır. 4. Talebe, kötü ahlâklar içinde bilhassa kibirli olmaktan ya’nî kendini büyük görmekten sakınmalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, hocasının karşısında şunlara dikkat etmelidir: 1. Hocasının önünden yürümemelidir. 2. Hocasının yerine, makamına oturmamalıdır. 3. İzin almadan hocasının yanında konuşmamalıdır. 4. Hocasına müsait zamanlarda soru sormalıdır. 5. Derse vaktinde gelmelidir. 6. Hocanın, Allahü teâlâya isyana sebep olmayan emirlerini yerine getirmelidir. Fakat Allahü teâlâya isyan söz konusu olduğu zaman, kula itaat yoktur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Hocaya saygı göstermek, ilme saygı göstermektir. Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: “Hoca hakkını, her müslüman üzerine, korunması çok lüzumlu olan en büyük bir hak olarak gördüm.” Üstünlüğü yüzünden, öğrettiği her harfe karşılık, hocaya bin dirhem para hediye edilse azdır. Ya’nî hoca hakkı ödenilemez. Çünkü kişiye, dînî konularda muhtaç olduğu her harfi öğreten kişi, dînen onun babası sayılır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Bilinmeli ki, ilim taleb eden, ilme ve hocasına saygı göstermedikçe, ilme kavuşamaz ve öğrendiği bilgiden faydalanamaz, ilmi elde etmede maksadına ulaşanlar, ancak ilme ve hocaya saygı ile ulaşmışlardır, ilimde gayesine ulaşamayanlar ise, ancak bu duruma, saygıyı terk ettikleri için düşmüşlerdir. Bir İslâm âlimi şöyle buyuruyor: “Saygı tâattan hayırlıdır.” Öyle ki, insan Allahü teâlâya isyan etmekle, günah işlemekle kâfir olmaz, ama Allahü teâlânın emir ve yasaklarını küçümsemek sûretiyle saygısızlıkta bulunursa kâfir olur.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    “Kötü arkadaş, zehirli yılandan daha kötü ve daha zararlıdır. Mekândan münezzeh olan Allahü teâlânın hakkı için, kötü arkadaş Cehenneme götürür.” iyi arkadaş edin ki, onun vasıtasıyla Cennetin yolunu bulasın. Bu konuda: “Eğer ilmi ve ilim ehlini veya gâibte bulunan bir kimseden haber veren bir şâhid arıyor isen, toprağı örnek al, ona i’tibâr et! Toprağı nasıl anıldığı vasıfla tanıyor isen, seçeceğin arkadaşı da arkadaşından tanı denilmiştir.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    “Bir kimsenin iyi veya kötü olduğunu sorma, arkadaşına bak. Çünkü arkadaş arkadaşına uyar. Kişi kötülük sahibi ise, ondan sür’atle uzaklaş, hayır sahibi olduğu zaman ona yaklaş ki, doğru yolu bulasın.” Bir şiirde ise: “Tenbel kişilerle arkadaş olma, çok iyi kimseler vardır ki, arkadaşının kötülüğü ile bozulur. Ahmak kimsenin ahmaklığı, zekî ve akıllı kişilere sür’atle geçer ve ateş koru gibi, külün içine konunca söner.” Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte; “Bütün çocuklar, müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyâya gelir. Bunları, sonradan anaları ve babaları, hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar” buyuruyor.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim öğrenirken seçilen arkadaşda şu özellikler bulunmalıdır: 1. Çalışkan olmalıdır. 2. Seçilen arkadaş takvâ sahibi ve Allahü teâlâdan korkan kişi olmalıdır. 3. Güzel huylu olmalıdır. 4. Anlayışlı olmalıdır. 5. Tenbel ve zamanını boşa harcıyan bir kimse olmamalıdır. 6. Çok konuşmamalıdır. 7. Fitne ve fesatçı olmamalıdır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, sıkıntılara ve belâlara karşı sabırlı olmalıdır. Bir İslâm âlimi; “Maksada ulaşmanın hazîneleri, sıkıntı servetleri üzerine kurulmuştur” demiştir. Ya’nî çok sıkıntı çeken, istediği ihsân hazînesine kavuşur, ilim öğrenmek isteyen kişinin sıkıntılara karşı sabır etmesi gerekir. Hazreti Ali ( radıyallahü anh ) şöyle buyuruyor: “Dikkat edin ki, ilme ancak altı şeyle ulaşabilirsiniz. Bunların birincisi zekâ, ikincisi sabır, üçüncüsü çok arzulu olmak, dördüncüsü baliğ olmak, beşincisi ilim öğretici, müşfik ve mahir bir hoca, altıncısı uzun bir zamandır.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebenin bir hocanın derslerini sonuna kadar sabır ve sebat ile ta’kib etmesi, bir kitabı sonuna kadar okurken sabır ve sebat göstermesi, ilim dallarından birini kuvvetli bir şekilde öğrenmeden, diğer bir ilim dalına geçmemesi, bir yerde ilim tahsilini tamamlamadan başka bir yere gitmemesi gerekir. Çünkü bir hocadan öğrenilecek bilgileri tamamlamadan başka bir hocaya gitmek, bir kitabı tamamlamadan başka bir kitaba geçmek, bir ilim dalını iyice öğrenmeden, başka bir ilme geçmek, bir yerde kalması gerekirken, başka bir beldeye gitmek, ilim öğrenenin gayesini dağıtır, kalbi meşgûl eder, vaktinin zayi olmasına sebep olur, hocayı üzer.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    ilim öğrenirken sabırlı olmalıdır. Biliniz ki, sabır ve sebat, bütün işlerin üzerine bina edildiği büyük bir temeldir. Fakat çok az bulunur. Bir şâir şöyle demiştir: “Herkeste yüksek mertebelere sâhib olmak için kalben bir meyil vardır. Ancak insanlarda bunun için lüzumlu olan sabır ve sebat çok azdır.” Sabrın fazileti hakkında İslâm âlimleri şöyle demişlerdir: “Şecaat, ya’nî güçlülük bir an sabır edebilmektir.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilmî seviyesi yüksek olan bir hocayı seçmelidir. Seçeceği hoca, insanların Allahü teâlâdan en çok korkanı olmalıdır. Hoca, mevcût hocaların en yaşlısı olmalıdır. Talebe, hoca seçerken ilim adamları ile meşveret etmelidir. Hoca seçerken erbâbı ile meşverette bulunmak gerektiği gibi, talebenin her işini yaparken meşverette bulunması gerekir. Zîrâ Allahü teâlâ, Peygamberine ( aleyhisselâm ) bütün işlerini yaparken Sahabe ile meşverette bulunmasını emretmiştir. Hâlbuki mü’minlerden hiçbiri, O’ndan daha akıllı değildir. Hoca seçimi konusunda iki ay düşün, meşverette bulun ki, sonradan o hocanı terk etmeye ihtiyâç duymayasın ve onun dersleri ile yetinesin. Böylece öğrendiğin ilim bereketli olur. Öğrendiğin bilgilerden pekçok insan faydalanır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, her ilimden en güzel bahisleri, bilhassa dînî konularda kendisine öncelikle gerekli olan bilgileri tercih etmeli, sonra gelecekte kendisi için lüzumlu olacakları öğrenmeye gayret etmelidir. Talebe ilim öğrenirken, ilm-i tevhîd, ya’nî îmânla ilgili bilgileri öne almalıdır. Talebe, ilim öğrenirken en eski bilgilerden başlamalıdır. Büyük âlimlerin vefâtından sonra ortaya çıkan cedel ve hılâf ilmiyle meşgûl olmaktan sakınmalıdır. Çünkü bu ilimler, talebeyi fıkıh bilgisinden uzaklaştırır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilimden başka arzulanmayacak şeyleri arzu etmekle, kendini küçültmemelidir. Talebe, ilmi ve ilim adamlarını küçültecek söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Talebe, alçak gönüllü olmalıdır. Alçak gönüllülük, kibir ile tezellül arasında bir durumdur. Talebe, iffetli olmalıdır. İmâm-ı Rükneddîn, iffeti ve alçak gönüllülüğü bir eserinde şöyle ta’rîf ediyor “Şüphesiz ki alçak gönüllülük, Allahü teâlâya yakın kimselerin hasletlerindendir. Allahü teâlâdan korkan kişi, bununla yükseklere çıkar. Allahü teâlâ katında iyilerden mi, yoksa kötülürden mi olduğunu veya son nefesini küfür üzere mi, yoksa îmân üzere mi vereceğini veya vefât ettiği zaman rûhunun yükseklerde mi, yoksa alçaklarda mı olacağını bilmediği hâlde, gurûrlanan ne ahmaktır. Kibriya, Rabbimizin sıfatıdır. O’na mahsûstur. Sen kibirden sakın!”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilmi, büyük bir gayret sarf ederek öğrenmelidir. Öğrendiği bilgileri sâdece fânî ve değeri az olan dünyâ gayeleri için kullanmamalıdır. Bir şâir şöyle diyor: “Dünyâ hayâtı azdan daha azdır. Ona âşık olan, alçakların alçağıdır. O sihriyle bir topluluğu sağır ve kör eder. Böylece ona değer verenler delîlsiz şaşırıp ortada kalırlar.”


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebe, ilim tahsili ile, Allahü teâlânın verdiği akıl ni’metine, beden sıhhati ni’metine karşı şükr etmeye niyet etmelidir. Talebe ilim öğrenirken; ilminden dolayı insanların kendisine yönelmelerini ve değer vermelerini, mevkî sahibi olmayı düşünmemelidir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Talebenin ilim öğrenmekten gayesi; Allahü teâlânın rızâsını kazanmak, Cenneti elde etmek, önce kendi cahilliğinden kurtulmak, sonra diğer câhillerin bilgisizliğini gidermek, onların kültürlü olmalarını sağlamak ve İslâm dînini yaşatmak olmalıdır. İslâmın bilgilerini öğrenmek sûretiyle Allahü teâlâya kavuşulur. Bilgisiz olan birisinin zühd ve takvâ sahibi olması mümkün değildir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Her zaman insanın karşılaştığı hâllerle ilgili bilgileri öğrenmesi, insana yemek gibi lüzumlu bir ihtiyâçtır. Hiçbir müslüman, bu bilgilerden ayrı düşünülemez. Her müslüman devamlı Allahü teâlâyı anmakla, O’na duâ etmekle, yalvarmakla uğraşmalıdır. Kur’ân-ı kerîm okumak, sadaka vermek, dünyâ ve âhıret hayâtında belâ ve âfetlerden korunmak için, Allahü teâlâdan af ve afiyet dilemekle zamanını geçirmesi lâzımdır. Çünkü devamlı duâ eden bir kişi, duânın şartlarını yerine getirince, Allahü teâlâ onun duâlarını kabûl eder.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Haramlardan sakınmak farz olduğu gibi; cimrilik, cömerdlik, korkaklık, kibir, cesâret, alçak gönüllülük, isrâf, iffet ve benzeri ahlâkî konularda da bilgi sahibi olmak farzdır. Çünkü cimrilik, korkaklık, kibir ve isrâf haramdır. Bunları ve bunların zıdlarını bilmeden kendilerinden sakınmak mümkün değildir.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Fıkıh ilmi, dünyâ ve âhıret saadeti ile ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir. İmâm-ı a’zam hazretlerine göre fıkıh ilmi; kişinin din ve dünyâ saadetine ulaşabilmesi için lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir. İlim, ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, âhıret saadeti için dünyâ ile ilgili işleri terk edip gönülden çıkarmaktır.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    Fıkıh bilgisini öğrenmelidir. Çünkü fıkıh ilmi; insanları iyilik ve takvâya en güzel ulaştıran, adâlette en doğru yolu gösteren ilimdir. Fıkıh ilmi, insanlara kurtuluş yollarını gösterir ve insanları bütün güçlüklerden kurtarır. Çünkü Allahü teâlâdan korkan bir fakîh, şeytana karşı bin âbidden daha güçlüdür.


  • Burhâneddîn Zernûcî (Rahmetullahi aleyh)

    İlmin üstünlüğü; insanı, Allahü teâlânın katında, ebedî saadete ulaştıran takvâya vesîle olduğu içindir. İmâm-ı Muhammed bin Hasen şöyle buyurdu: “İlim öğren! ilim, ehli için bir zînet, fazilet ve bütün övgülere alâmettir. Hergün ilimden çok istifâde et.” İlim fazilettir ve gerek Allahü teâlâ katında, gerekse insanlar nazarında makbûl ve güzel olan bütün hasletlerin nişanıdır, ünvanıdır.


  • Hasen-i Basrî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sâdık olan fakirlerle birlikte bulunmakla, ba’zı mes’eleler öğrendim ki, bunlar, hikmet cevherlerindendir.” ilmi olmıyan kimsenin dünyâda da âhırette de hiçbir kıymeti yoktur. Hilmi (yumuşaklığı) olmayan kimseye, ilmi fâide vermez. Allahü teâlânın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teâlâ katında şefaat yoktur. Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selâmet yoktur. Takvâsı (Allahü teâlâdan korkması, haramlardan sakınması) olmayan kimsenin, Allahü teâlâ indinde hiçbir kıymeti yoktur. Bu altı hasletten nasîbi olmayan kimsenin, Cennette yeri yoktur.”


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Yalan konuşmamak, kötü iş ve sözde bulunmamak, haramlara bakmamak, madden ve ma’nen temiz olmak, Allahü teâlâdan korkmak, zikre ve tefekküre devam etmek yolumuzun esaslarındandır.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Sâdık olan fakîr, hiç kimseden birşey istemez. Eğer kendisine birşey verilirse, teşekkür eder, verilmezse sabreder. Sünnet-i seniyye üzere yürür. Bunlar bizim yolumuz üzere yüreyenlerin alâmetleridir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Allahü teâlânın kullarından birine bir musibet gelse, bunun için sakın sevinme! Gıybet ve dedikodu yapma! İnsanlar arasında söz taşıma! Sana eziyet vereni, zulmedeni affet! Kötülük yapana iyilik et! Sana vermiyene ver.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Zühd sahibi olmak, dünyâya düşkün olmamak demek; dünyevî arzu ve istekleri terk etmek sûretiyle, nefse muhalefet etmek demektir. Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tane helâli terk etmektir. Tefekkür etmenin hakîkati, Allahü teâlânın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    “Ey Abdül’âl! Allahü teâlâyı zikretmek kalb ile olur, sâdece dil ile olmaz. Allahü teâlâyı hâzır bir kalb ile an! Allahü teâlâdan gâfil olmaktan sakın! Çünkü, bu gaflet kalbi katılaştırır. Sabır, Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermektir. O’nun hükmüne rızâ göstermek ve emrine teslim olmak demek, ni’mete kavuştuğunda sevinip ferahlık duyduğu gibi, musibet ve sıkıntı geldiğinde de aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir.


  • Hazreti Ali ( Radıyallahü anh)

    Fakirliğin alâmetlerini şöyle saydı: “Allahü teâlâyı tanımak. O’nun emirlerini gözetmek. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sünnet-i seniyyesine yapışmak. Dâima abdestli olmak. Her hâlde Allahü teâlâdan râzı olmak. O’ndan gelen her şeye rızâ göstermek, inanmak, insanların ellerinde olan şeylerde gözü olmamak. Allahü teâlânın emirlerini yapmakta yarış etmek, gevşeklik göstermemek, insanlara karşı şefkatli ve merhametli olmak, insanlara karşı mütevâzi olmak. Şeytânı düşman bilmek. Eziyetlere sabretmek.”


  • AHÎ EVREN - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir Ahî’nin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır:
    1- Cömert olup eli açık olmalı, fakat isrâf etmemelidir.
    2- Misâfire kapısı açık olmalı, gelene ikramda kusur etmemelidir.
    3- Sofrası açık olmalı, aç geleni tok döndürmelidir.

    Ahî’nin üç şeyi de kapalı olmalıdır:
    1- Gözü; harama ve başkasının ayıbını görmeye kapalı olmalıdır. Kimseye sû-i zan etmemeli, yabancı kadına, kıza ve başkasının bakması haram olan yerlerine bakmamalıdır.
    2- Dili bağlı olmalı, kimseye kötü söylememeli, lüzumsuz yere konuşmamalıdır.
    3- Beli bağlı olmalı, kimsenin namusuna, ırzına, haysiyet ve şerefine göz dikmemelidir.


  • Ahî Evren - (Rahmetullahi aleyh)

    “Ahî ve şeyh, helâlinden kazanmalıdır. Hepsi san’at sahibi olmalıdır. Cömert olup, yoksullara yardım etmelidir. Âlimleri sevmeli, gereken hürmeti göstermelidirler. Namazlarını zamanında kılıp, kazaya bırakmamalıdır. Alçak gönüllü olup, fakirleri sevmelidir. Nefsine hâkim olup, haramlardan kaçınmalıdır. Beylerin, zenginlerin kapısına gitmemelidir.”


  • Ahî Evren - (Rahmetullahi aleyh)

    Bir Ahî’nin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır: 1- Cömert olup eli açık olmalı, fakat isrâf etmemelidir. 2- Misâfire kapısı açık olmalı, gelene ikramda kusur etmemelidir. 3- Sofrası açık olmalı, aç geleni tok döndürmelidir. Ahî’nin üç şeyi de kapalı olmalıdır: 1- Gözü; harama ve başkasının ayıbını görmeye kapalı olmalıdır. Kimseye sû-i zan etmemeli, yabancı kadına, kıza ve başkasının bakması haram olan yerlerine bakmamalıdır. 2- Dili bağlı olmalı, kimseye kötü söylememeli, lüzumsuz yere konuşmamalıdır. 3- Beli bağlı olmalı, kimsenin namusuna, ırzına, haysiyet ve şerefine göz dikmemelidir.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Birgün, Cüneyd-i Bağdâdî’ye (Rahmetullahi aleyh) bir mes’ele soruldu. O da cevap verdi. Ancak kendisine, soruya verdiği cevap yüzünden i’tirâz edenler oldu. Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadî; “Eğer inanmıyorsanız, benden ayrılınız” buyurdu.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    İlim öğrenmek için uğraşan, fazla yememeli, fazla uyumamalı, fazla konuşmamalı ve insanlarla ihtiyâç miktarı bulunmalıdır. Bunun içindir ki tasavvuf büyükleri: “İhlâsla, cân-ı gönülden, samimî olarak tövbe yaptıktan sonra, dört şey insanın sermâyesi ve asîl hâlleridir. Bunlar; az yemek, az uyumak, az konuşmak ve insanlardan uzak kalmaktır” buyurmuşlardır.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Nefs, kötü işleri ister. Kul, iyi edebe sarılmakla emrolunmuştur. Nefs dâima, iyi şeylere muhalefet eder. Kul, onu güzel şeylere çekmeye çalışır. Kim, nefsini iyi şeylere çekmek için çalışmazsa, nefsinin işlerini salıvermiş demektir.” Yine denilir ki: “Kim nefsine, arzu ve istekleri husûsunda yardımcı olursa, onun kötülüğüne ortak olur. Kulluk, güzel edebe sarılmak; taşkınlık, kötü edeb üzere olmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Ebû Ubeyd bin Selâm şöyle anlatır: “Bir zaman Mekke-i mükerremeye gitmiştim. Ba’zan Kâ’be-i muazzamanın hizasında oturur, ba’zân ayaklarımı uzatır sırt üstü yatardım. Bu hâlimi gören ve Allahü teâlânın sevgili kullarından olan Âişe-i Mekkiyye bana; “Ey Ebû Ubeyd! Sen ilim sahibi bir kimsesin. Sözümü dinle, burada edeble otur. Yoksa, Allahü teâlâya yakın kimselere âit olan defterden ismin silinir” dedi.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yine büyük zâtlardan birisi şöyle buyurdu: “Hiçbir hâl, makam ve ma’rifet, dînî edebin yerine geçemez. Dînî edeb ise, zâhir ve batın güzelliğidir.” (Ya’nî dînî edeb, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak demektir. Böylece emir ve yasaklara uyulursa, insanın zâhiri ve batını güzel olur.)


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Denilir ki: “Tasavvuf yolunun esâsı, edebden ibârettir.” Her hâlin ve her makamın (yerin) bir edebi vardır. Edebe sarılan, kemâle erişir. Büyüklerin kavuştuğu, mertebelere kavuşur. Edebden mahrûm olan kimse, yakın zannettiği yerden pek uzak kalır. Kabûl edileceğini umduğu yerden red olunur.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ Rabbî! Bizim günahlarımızı affet. Kusurlarımızı bağışla. İbâdetlerimizdeki kusurlarımızı af ve mağfiret eyle. Yâ ilâhî! Bilmiyerek yaptıklarımızı affet ve bizi akl-ı selim sahibi kıl. Sen, Rabbimizsin, sana inandık. Sen günahları affedersin, affedicisin.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhi! İsyanımız ve günahımız, senin azâbını bilmemek, duymamak sebebiyle değildir. Lâkin âsî nefsimiz bize, azâba düşürecek işleri yaptırdı ve günahları işletti. Senin günahları örtüp, yüzümüze vurmaman sebebiyle şımardık. Bu yüzden çok günah işledik. Senin af ve mağfiretine güvenip, günahlara daldık. Şimdi yaptıklarımızın cezası olarak, bize hazırladığın azâb ile karşı karşıyayız. Cehennem azâbından bizi şimdi kim kurtarabilir. Senden başka kim bize bir kurtuluş ipi uzatabilir. Âhıret günü, senin huzûrunda mahcub bir duruma düşecek bu hâlimize yazıklar olsun. Yarın çirkin olan amellerimiz arz olunduğunda, ayıblanmamıza esefler olsun.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    Yâ ilâhî! Biz kendimize zulmettik. Nefsimizin kötülüğü her yanımızı kapladı. Gaflet denizi kalblerimizi doldurdu. Her hâlimizle perişanlığımız apaçık. Bizim bu hâlimizi en iyi bilensin.


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İlâhî! İhsân ve ikram ederek bize kendini tanıttın. Ni’metlerin deryasına bizleri daldırıp, garkettin. Her an ni’metlerin deryasında yüzmekte, onlardan istifâde etmekteyiz. Bizleri râzı olduğun, beğendiğin yer olan Cennetine da’vet ettin. Seni hatırlamak, emirlerini yapmak sebebiyle, bizlere sonsuz ni’metler hazırladın, ihsân ettin. Ne büyüksün yâ Rabbî!


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Yerde yetişen yaş veya kuru bitkilere bakınca, kâinatta Allahü teâlânın azamet ve kudretini müşâhede ediyorum. O’nun, kalbimden fışkıran sevgisiyle herşeyi unutuyorum. Hafif ve tatlı tatlı esen rüzgâr, pekçok defa bana güzel kokular getirir. Yâ Rabbî! Sen, sevdiklerinin bulundukları yerleri, en kıymetli damlalarla suladın. Düşmanlarını ise erimiş bakır ile suladın.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman içerisinde, nice meclisler ve toplantı yerleri yok oldu. Nice asîl ve yüksek yaradılışlı kimseler, zaman içerisinde gelip geçtiler. Zaman içerisinde nice kimseler, türlü türlü ni’metlere kavuşmuşlardır. Fakat ne kadar arzu edersen et, zaman içerisinde her istediğini elde edemezsin (Sana takdîr edilen rızk ne ise onu yersin)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsan, gençliğinin kıymetini bilmelidir. Hiç vakit kaybetmeden, gençliğin her ânını değerlendirmelidir. Sonra, ah gençliğim, tekrar elime geçse de iyi işler yapsaydım diye pişmanlık duyulur. Onun için, gençliğin, insana emânet olduğunun farkında, idrâkinde ve bunun şuurunda olmak ne kadar mühimdir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Ey insanlar! Yaptığınız uygunsuz işler için bir sebeb ve özür göstermeyi bırakın artık! Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınmakta gevşeklik göstermeyin. Âhırete hazırlanmakta sabırlı olunuz ve sebat gösteriniz.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Âhıret yolculuğunun çok yakın olduğunu, hatırınızdan asla çıkarmayınız. Âhıret hazırlığını elden kaçırmaktan çok sakınınız. Çünkü, her girişin bir çıkışı vardır. (Bu dünyâya geldiğimiz gibi, birgün bu dünyâdan ayrılacağız.)”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “İnsanın ömrü, hep sonra yapacağım, edeceğim ile geçer, İnsanların temenniden başka sermâyeleri yoktur. Sonra yaparım diyenin düşüncesi, sonraya asılıp sallanmak gibi olmayacak düşüncelerdir, İnsanların günleri çok çabuk geçer, ömürler, yolculuktan başka birşey değildir.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Zaman akıp gidiyor. Hâdiseler birbiri peşinden geliyor. Yumuşaklık, vekar ve sükûnettir. Dünyâ hırsı bir anlıktır. Sabır, yumuşak olmaya, mes’eleler üzerinde temkinli ve dikkatli hareket etmeye vesile olur. Kızmak, kabalığa yol açar. Dünyâ hayâtı, bir uyku hâlidir, ölüm, bu uykudan uyanmaktır.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Eğer kadere, Allahü teâlânın hükmüne rızâ gösterirsen, şerefli bir hayat yaşarsın. Eğer imkânsız bir şeyin olmasını ümid edersen, ümidini, tehlikeli birşey üzerine bina etmiş, kurmuş olursun.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Sakın dünyânın parlaklığına, cazibesine ve onun dışı tatlı, içi zehir olan hilelerine aldanma. Onun inci gibi görünen ön dişlerinin arkasında, parçalayıcı dişler saklıdır. Çünkü dünyânın sağı solu belli olmaz. Bakarsın ba’zan suda ateş parçası olsun ister. Ba’zan insana yapamıyacağı şeyleri teklif eder. Böylece insan, boyundan büyük işlere girer de helak olur gider.”


  • Abdülazîz ed-Dîrînî (Rahmetullahi aleyh)

    “Dünyânın iyiliği ve kötülüğü birbirine karışmıştır. Dünyâyı her türlü kirlerden ve üzüntülerden arınmış olarak istesen bile, şunu iyi bil ki, dünyâ bunlar üzerine yaratılmıştır. Ya’nî dünyânın tabiatı budur. Asla değişmez. Fakat insan, dünyâda Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınır ve bu husûsta sabır gösterirse, akıbette, sonsuz saadet ve mutluluğa kavuşur.”


  • Ehlisunnetyolu.com